Yalan Söyleyen Tilki

Ormanın doğu tarafında, yabani çileklerin kokusunun rüzgâra karıştığı küçük bir tepe vardı. Tepenin hemen altında yaşayan tilki Fino, arkadaşları arasında neşeli ve konuşkan olmasıyla tanınırdı.
Fino'nun bir huyu vardı.
Başına gelen sıradan şeyleri anlatmayı pek sevmezdi.
Bir serçe görmüşse beş serçe gördüğünü, küçük bir tepeye çıkmışsa ormanın en yüksek dağına tırmandığını söylerdi. Arkadaşları şaşırınca da kendini çok önemli hissederdi.
Bir sabah Fino, çalılıkların arasında dolaşırken yerde parlak bir düğme buldu.
Düğme küçücük ve maviydi.
Fino onu patisinin ucunda çevirdi.
Tam o sırada tavşan Lila yanına geldi.
- Ne buldun Fino?
Fino düğmeye baktı.
'Bir düğme buldum,' demek ona fazla sıradan geldi.
Göğsünü kabarttı.
- Ormanın eski kralına ait mavi bir mücevher buldum.
Lila'nın gözleri kocaman açıldı.
- Gerçekten mi?
Fino hiç düşünmeden başını salladı.
- Hem de yıllardır kayıpmış. Ben buldum.
Lila heyecanla koşup sincaba haber verdi.
Sincap kirpiye, kirpi kaplumbağaya söyledi.
Öğle olmadan herkes Fino'nun bulduğu gizemli mücevheri konuşuyordu.
Hayvanlar görmek için Fino'nun çevresinde toplandı.
Yaşlı kaplumbağa Momo düğmeye uzun uzun baktı.
Sonra gülümsedi.
- Bu mücevher değil Fino. Geçen hafta paltomdan düşen düğme.
Hayvanlar sessizleşti.
Fino'nun kulakları hafifçe düştü.
Ama hemen bir bahane buldu.
- Ben de zaten mücevhere benzediğini söylemiştim. Lila yanlış anlamış olmalı.
Lila şaşkınlıkla ona baktı.
- Hayır. Eski kralın mücevheri olduğunu söyledin.
Fino cevap vermeden oradan uzaklaştı.
Bir süre utandı.
Fakat ertesi gün olup bitenleri çoktan unutmuştu.
O sabah ormanda Fındık Günü vardı. Sincaplar topladıkları fındıkları büyük sepetlere dolduruyor, diğer hayvanlar da onlara yardım ediyordu.
Fino, meydanın kenarında tek başına duran boş bir sepet gördü.
Bir anda aklına yeni bir hikâye geldi.
Koşarak arkadaşlarının yanına gitti.
- Çabuk gelin! Çok garip bir şey oldu!
Kirpi Pati meraklandı.
- Ne oldu?
Fino gizemli bir sesle konuştu.
- Az önce yüzlerce fındıkla dolu bir sepet gördüm. Sonra kocaman bir kuş geldi, bütün fındıkları alıp götürdü.
Sincap Tiki telaşlandı.
- Bizim fındıklarımız mıydı?
Fino aslında hiçbir şey görmemişti.
Yine de başını salladı.
- Sanırım öyleydi.
Bütün sincaplar işlerini bırakıp gökyüzünü aramaya başladılar.
Bazıları ağaçların tepelerine çıktı.
Bazıları patikalarda kuş izi aradı.
Saatler sonra tavşan Lila, büyük fındık sepetlerini çınar ağacının arkasında buldu.
Hiçbir şey kaybolmamıştı.
Tiki, Fino'nun karşısına geçti.
- Fino, kuşu gerçekten gördün mü?
Fino patilerine baktı.
- Belki çok hızlı geçtiği için yanlış görmüşümdür.
- Ama bize gördüğünü söyledin.
Fino yine cevap vermedi.
O günden sonra arkadaşları onun anlattığı şeyleri hemen doğru kabul etmemeye başladı.
Fino bunu fark etti ama önemsemedi.
Ta ki yağmurlu bir öğleden sonraya kadar.
Fino evine dönerken derenin üzerindeki küçük tahta köprüden geçecekti.
Tam ilk adımını atmıştı ki tahtalardan birinin çatladığını gördü.
Ayağını hemen geri çekti.
Köprünün ortasındaki tahta gerçekten kırılmak üzereydi.
Fino korkuyla meydana koştu.
Tavşan Lila ile kirpi Pati oradaydı.
- Köprüye gitmeyin! Ortadaki tahta kırılmış!
Lila durdu.
Pati, Fino'ya baktı.
- Gerçekten mi?
- Evet! Kendi gözlerimle gördüm.
Pati kaşlarını kaldırdı.
- Mavi mücevher gibi mi?
Fino'nun yüzündeki heyecan kayboldu.
- Hayır. Bu kez gerçekten doğru söylüyorum.
Lila sordu.
- Yoksa yine bizi şaşırtmaya mı çalışıyorsun?
Fino bir şey söyleyemedi.
Çünkü arkadaşlarının neden ona inanmadığını anlamıştı.
Tam o sırada küçük sincap Tiki elinde bir sepetle göründü.
- Dereyi geçip büyükanneme kestane götüreceğim.
Fino hemen önüne geçti.
- Tiki, köprüden geçme!
Tiki duraksadı.
- Neden?
- Tahta kırılmış. Düşebilirsin.
Tiki, Lila ile Pati'ye baktı.
Kimse ne yapacağını bilmiyordu.
Fino'nun içi sıkıştı.
Bu kez söylediği her kelime doğruydu.
Ama eski yalanları onun önüne kocaman bir duvar gibi çıkmıştı.
Fino sepeti yere bıraktı.
- Bana inanmak zorunda değilsiniz. Gelin, birlikte bakalım.
Dördü dereye doğru yürüdü.
Köprüye vardıklarında ortadaki tahtanın çatladığını gördüler.
Tiki şaşkınlıkla geri çekildi.
- Gerçekten kırılmış!
Pati, Fino'ya baktı.
Fino sevinmedi.
Aksine başını önüne eğdi.
- Bugün bana inanmadığınız için size kızamam.
Lila sessizce dinledi.
Fino devam etti.
- Çünkü daha önce doğru olmayan şeyler söyledim. Komik ve önemli görünmek istedim. Şimdi gerçekten doğruyu söylediğimde bile sözüm yetmedi.
Tiki sepetini yere koydu.
- Bundan sonra ne yapacaksın?
Fino biraz düşündü.
Sonra başını kaldırdı.
- Bilmediğim bir şeyi biliyormuş gibi anlatmayacağım. Görmediğim bir şeyi gördüm demeyeceğim.
Pati gülümsedi.
- Peki emin olmadığında?
Fino da gülümsedi.
- 'Emin değilim,' diyeceğim.
Hayvanlar birlikte başka bir yoldan dereyi geçtiler.
Ertesi sabah Fino erkenden meydana geldi.
Arkadaşlarını tek tek bulup onlarla konuştu.
Lila'nın yanına gitti.
- Mavi düğme hakkında yalan söyledim. Özür dilerim.
Sonra Tiki'yi buldu.
- Fındıkları bir kuşun götürdüğünü de uydurdum. Seni boşuna endişelendirdim.
Tiki başını salladı.
- Özür dilemen güzel. Ama sana yeniden güvenmem biraz zaman alabilir.
Fino bu cevabı duyunca üzülmedi.
Çünkü artık bunun doğru olduğunu biliyordu.
- Beklerim.
Günler geçti.
Fino verdiği sözü tuttu.
Bir sabah gökyüzünde alışılmadık derecede parlak bir ışık gördü.
Lila yanına koştu.
- Fino! Sence o nedir?
Eskiden olsa Fino hemen büyük bir hikâye anlatırdı.
Bu kez dikkatle baktı.
- Bilmiyorum. Belki güneş bir şeye yansıyordur. Gidip bakalım mı?
Birlikte tepeye çıktılar.
Parlak ışığın, ağacın dalına takılmış küçük bir aynadan geldiğini gördüler.
Lila güldü.
- Gizem çözüldü!
Fino da güldü.
- Hem de hiçbir şey uydurmadan.
Bir başka gün Pati ona seslendi.
- Dün gece garip bir ses duydum. Sence neydi?
Fino kulaklarını dikti.
- Duymadığım için bilmiyorum. Ama istersen bu gece birlikte dinleyebiliriz.
Pati şaşırdı.
Sonra gülümsedi.
- Sen gerçekten değiştin.
Fino'nun kuyruğu neşeyle sallandı.
- Doğruyu söylemek düşündüğümden daha kolaymış.
Haftalar sonra hayvanlar yeniden Fino'ya güvenmeye başladılar.
Bu bir günde olmadı.
Her doğru söz, güvenin küçük bir parçasını geri getirdi.
Bir akşam arkadaşları çilek tepesinde otururken Lila, Fino'ya dönüp sordu.
- Eskiden neden bu kadar çok şey uyduruyordun?
Fino bir süre düşündü.
- Herkes beni dinlesin istiyordum.
- Şimdi istemiyor musun?
Fino gülümsedi.
- İstiyorum. Ama artık beni şaşırtıcı olduğum için değil, doğru söylediğim için dinlemelerini istiyorum.
O sırada çalıların arasından minicik mavi bir kelebek çıktı.
Fino hemen ayağa kalktı.
- Bakın! Mavi bir kelebek!
Tiki şakayla karışık sordu.
- Yoksa eski kralın kayıp kelebeği mi?
Bir an sessizlik oldu.
Sonra herkes kahkahaya boğuldu.
Fino da en çok gülenlerden biriydi.
- Hayır. Sadece mavi bir kelebek.
Kelebek havada küçük bir tur atıp çiçeklerin arasına kondu.
Fino onu izlerken içinden şöyle geçirdi:
Gerçeğin güzel olması için büyütülmesine gerek yoktu.
O günden sonra ormanda Fino'nun sözüne yeniden değer verildi. Çünkü Fino sonunda şunu öğrenmişti:
Bir yalan birkaç kişiyi kısa süreliğine şaşırtabilir.
Ama güven, ancak doğru sözlerle büyür.
MasalPu sitemizi yazan yazar Atiye burda dikkat çekmek için olayları abartıp doğru olmayan şeyler anlatmak bize çevremizdeki güvenin zamanla gerçekler ortaya çıktıkça azalacağını anlatır.
