Hortumu Kaşınan Fil Mino

Fısıltı Vadisi’nde sabah, güneşin ağaçların arasından usul usul süzülmesiyle başlamış. Kuşlar henüz şarkılarını tamamlamamış, derenin üzerindeki ince sis bile dağılmamış. Herkes yeni güne hazırlanırken büyük incir ağacının altında uyuyan fil Mino birden gözlerini açmış.
Önce sağ kulağını sallamış.
Sonra sol kulağını.
Ardından uzun hortumunu havaya kaldırmış.
Bir şeyler ters gidiyormuş.
Burnunun tam ucunda küçücük bir kaşıntı varmış. Öyle büyük bir kaşıntı da değilmiş aslında. Ama insanın tam ulaşamadığı yerde olunca küçücük şeyler bile olduğundan daha önemli görünür ya, Mino’nun durumu da tam olarak böyleymiş.
— Şunu bir kaşıyayım da geçsin.
Hortumunu burnuna doğru çevirmiş.
Sonra durmuş.
Bir daha denemiş.
Yine durmuş.
Mino şaşkın şaşkın hortumuna bakmış.
— Bir dakika… Ben burnumu burnumla nasıl kaşıyacağım?
Hortumunu sağa kıvırmış, olmamış. Sola çevirmiş, yine olmamış. Başının üzerinden dolaştırmayı denemiş. Bu kez de kendi kulağına çarpmış.
Mino pes edecek biri değilmiş.
Başını sağa eğmiş.
Hortumunu sola uzatmış.
Bir ayağını kaldırmış.
Sonra nedense kendi çevresinde dönmeye başlamış.
Bir tur...
İki tur...
Üçüncü turda dengesini kaybedip yumuşak otların üzerine kocaman bir pof sesiyle oturmuş.
Tam o sırada oradan geçen zebra Zuzu olduğu yerde durmuş.
Bir süre Mino’ya bakmış.
— Ne yapıyorsun sen?
Mino ciddi bir yüzle cevap vermiş.
— Burnumu kaşımaya çalışıyorum.
Zuzu etrafına bakmış.
— Ben de dans ettiğini sanmıştım.
— Keşke dans ediyor olsaydım. Burnum kaşınıyor ama burnumu kaşıyamıyorum.
Zuzu’nun yüzündeki gülümseme kaybolmuş. Meseleyi gerçekten düşünmeye başlamış.
— Ağaca sürtmeyi denedin mi?
— Denedim.
— Bir taşa?
— Çok sert.
— Çimenlere?
— Daha çok gıdıklıyor.
Zuzu başını sallamış.
— Evet... Bu düşündüğümden daha ciddi bir meseleymiş.
Onlar konuşurken yakındaki küçük bir toprak deliğinden mirket Tıkır’ın başı çıkmış.
Tıkır vadinin en meraklı hayvanlarından biriymiş. Üstelik karşısına çıkan her sorunu yeni bir alet yaparak çözebileceğine inanırmış.
— Ciddi mesele nedir?
Zuzu hemen anlatmış.
— Mino’nun hortumu kaşınıyor ama kendi hortumuyla kendi hortumunu kaşıyamıyor.
Tıkır’ın gözleri parlamış.
— Nihayet gerçek bir problem!
Mino kuşkuyla bakmış.
— Sen daha önce kaşınan fil hortumu gördün mü?
— Hayır.
— O zaman neden bu kadar sevindin?
Tıkır iki elini açmış.
— Çünkü daha önce görmediğim sorunlar için alet yapmak daha eğlenceli.
Hemen işe koyulmuş.
İki ince dal bulmuş. Bir sarmaşık koparmış. Yumuşak yaprakları dalların ucuna bağlamış. Birkaç dakika sonra elinde uzun saplı, tuhaf görünümlü bir fırça varmış.
Tıkır aleti başının üzerinde gururla kaldırmış.
— Karşınızda Kaşımatik Bir!
Mino alete bakmış.
— Neden Bir?
— Çalışmazsa İki’yi yapacağım.
Zuzu gülmemek için ağzını kapatmış.
Tıkır yavaşça fırçayı Mino’nun hortumuna yaklaştırmış.
— Hazır mısın?
— Sanırım.
Yumuşak yapraklar hortumun ucuna değmiş.
Mino’nun gözleri kocaman açılmış.
— Biraz sağa.
Tıkır fırçayı sağa kaydırmış.
— Biraz yukarı.
Fırça yukarı çıkmış.
— Evet! Tam orası!
Tıkır heyecanlanıp fırçayı hızlı hızlı hareket ettirmeye başlamış.
Mino’nun yüzü bir anda değişmiş.
— Dur... Dur... Dur!
Bir saniye sonra kahkahası bütün vadiyi doldurmuş.
— Çok gıdıklıyor!
Tıkır durmaya çalışırken sarmaşık ayağına dolanmış. Fırça Mino’nun kulağına çarpmış, ardından havaya fırlayıp bir ağacın dalında asılı kalmış.
Üç arkadaş başlarını kaldırıp fırçaya bakmış.
Bir süre kimse konuşmamış.
Sonunda Tıkır ellerini beline koymuş.
— Kaşımatik İki’ye geçmemiz gerektiği kesinleşti.
Mino gülerken başını sallamış.
— Hayır. Kesinleşen tek şey başka bir alet istemediğim.
Gürültüyü duyan zürafa Lali de yanlarına gelmiş. Uzun boynunu aşağı doğru eğerek Mino’nun hortumuna bakmış.
— Belki biraz üflemek işe yarar.
Zuzu merakla sormuş.
— Kaşıntıya mı?
— Denemeden bilemeyiz.
Mino çaresizce başını uzatmış.
— Peki, ama sakın çok güçlü üfleme.
Lali derin bir nefes almış.
— Bir... iki... üç...
Sonra öyle kuvvetli üflemiş ki Mino’nun kulakları iki yana açılmış, Zuzu’nun yelesi dikilmiş, Tıkır’ın başındaki küçük yaprak uçup gitmiş.
Mino gözlerini kırpıştırmış.
— Buna hafif mi diyorsun?
Lali mahcup olmuş.
— Biraz heyecanlandım.
Fakat kaşıntı hâlâ geçmemiş.
O sırada dereden çıkan su samuru Mavi arkadaşlarının etrafında toplandığını görünce yanlarına gelmiş.
— Burada ne oluyor?
Tıkır hemen söze atılmış.
— Vadinin en önemli sorununu çözmeye çalışıyoruz.
Mavi telaşlanmış.
— Ne olmuş?
— Mino’nun burnu kaşınıyor.
Mavi bir süre Tıkır’a bakmış.
Sonra Mino’ya dönmüş.
— Ne zamandır?
— Sabah uyandığımdan beri.
— Dün akşam ne yaptın?
Mino düşünmeye başlamış.
— Dere kenarında yürüdüm. Biraz meyve yedim. Sonra büyük incir ağacının altında uyudum.
Mavi sormuş.
— Başka?
Mino bir süre daha düşünmüş.
Sonra gözleri büyümüş.
— Uyuyacağım yere giderken sarı renkli küçük çiçekler gördüm. Çok güzel kokuyorlardı. Hortumumu iyice yaklaştırıp kokladım.
Mavi hemen hortumun ucuna yaklaşmış.
— Kıpırdama.
Mino kıpırdamamış.
— Bir şey görüyor musun?
— Bir dakika.
— Şimdi?
— Mino!
— Ne oldu?
Mavi gülmeye başlamış.
— Burnunun kıvrımına minicik bir çiçek tohumu sıkışmış.
Herkes hortumun etrafına toplanmış.
Gerçekten de orada küçücük sarı bir tohum varmış.
Tıkır şaşkınlıkla ellerini iki yana açmış.
— Bütün bunları yapan bu mu?
Zuzu gülmüş.
— Tohum küçük ama başımıza açtığı iş oldukça büyük.
Mavi dereden geniş bir yaprakla biraz su getirmiş.
— Hazır mısın Mino?
— Hazırım.
Suyu yavaşça hortumunun üzerine dökmüş.
Küçük tohum suyla birlikte kaymış, hortumdan düşüp toprağın üzerine yuvarlanmış.
Mino bir süre beklemiş.
Hortumunu sağa çevirmiş.
Sola çevirmiş.
Havaya kaldırmış.
Sonra yüzünde kocaman bir gülümseme belirmiş.
— Geçti!
Tıkır sevinçle zıplamış.
— Başardık!
Zuzu hemen düzeltmiş.
— Mavi başardı.
Tıkır itiraz etmiş.
— Kaşımatik Bir sayesinde sorunun Kaşımatik Bir’le çözülemeyeceğini öğrendik. Bunun da bilimsel bir değeri var.
Bu söz üzerine herkes kahkahaya boğulmuş.
Mino yerde duran küçük tohumu hortumunun ucuyla dikkatlice almış.
Onu çiğnememiş, uzağa da fırlatmamış. İncir ağacının yanındaki yumuşak toprağa küçük bir çukur açıp tohumu içine bırakmış.
Mavi biraz su dökmüş.
Mino toprağı hafifçe kapatmış.
— Madem bütün sabah peşimden koşturdun, bari büyüyüp güzel bir çiçek ol.
Lali gülümsemiş.
— Bir daha koklar mısın?
Mino hiç düşünmeden cevap vermiş.
— Uzaktan.
Günler geçmiş.
Küçük tohum gerçekten filizlenmiş. Önce iki minik yaprak çıkarmış, sonra ince bir gövdesi olmuş. Bir sabah Mino ağacın altına geldiğinde karşısında parlak sarı bir çiçek görmüş.
Mino eğilip ona bakmış ama bu kez hortumunu fazla yaklaştırmamış.
Tıkır arkasından seslenmiş.
— Biraz daha yaklaşsana!
Mino hızla dönmüş.
— Sen önce Kaşımatik İki’yi ortadan kaldır!
Tıkır’ın yüzü bir anda ciddileşmiş.
— Onu nereden biliyorsun?
Mino şaşırmış.
— Gerçekten yaptın mı?
Tıkır yavaşça geri geri yürümeye başlamış.
— Bu soruya cevap vermeme hakkımı kullanıyorum.
Zuzu kahkahadan yere oturmuş. Lali’nin uzun boynu sağa sola sallanmış. Mavi bile derenin kıyısında gülmekten karnını tutmuş.
Mino da arkadaşlarına bakıp gülmüş.
O sabah anlamış ki bazen küçücük bir sıkıntı insanın bütün keyfini kaçırabilir. Ama telaş etmek yerine dikkatlice bakınca çözüm, düşündüğünden çok daha yakın olabilir. Üstelik yanında seni dinleyen, sana yardım eden ve gerektiğinde seninle birlikte gülebilen dostların varsa en tuhaf gün bile güzel bir hatıraya dönüşebilirmiş.
Akşam olduğunda Fısıltı Vadisi yeniden sessizleşmiş. Mino incir ağacının altına uzanmış. Arkadaşları da çevresine oturmuş.
Tıkır son kez sormuş:
— Mino, burnun yine kaşınırsa beni çağırırsın, değil mi?
Mino gözlerini kapatmış.
— Seni çağırırım.
Tıkır sevinmiş.
Mino sözünü tamamlamış:
— Ama aletlerini değil.
Vadide bir kez daha kahkahalar yükselmiş.
Sonra yıldızlar birer birer gökyüzünde görünmüş, dostlar evlerine dönmüş ve Mino huzurla uykuya dalmış.
Gökten üç elma düşmüş; biri Mino’ya, biri onun iyi kalpli dostlarına, biri de bu masalı dinleyip gülümseyen çocuklara.
