Uçan Kütüphanenin Gizemi Masalı

Uçan Kütüphanenin Gizemi Masalı Oku

Bir varmış, bir yokmuş. Kitapları çok seven Mira adında meraklı bir çocuk varmış. Mira, her gece uyumadan önce mutlaka bir masal okurmuş. Çünkü ona göre kitaplar sadece sayfalardan oluşmazmış; her kitabın içinde küçük bir kapı, her kapının ardında da başka bir dünya varmış.

Bir akşam Mira, yatağının kenarında oturmuş eski masal kitabını açmış. Ama tuhaf bir şey olmuş. Kitabın ilk sayfasında hiçbir kelime yokmuş.

Mira gözlerini ovuşturmuş.

— Ben bu masalı dün okumuştum. Kelimeler nereye gitti? diye fısıldamış.

Tam o sırada pencerenin dışında yumuşak bir ışık belirmiş. Mira perdeyi aralamış. Gökyüzünde, bulutların üstünde süzülen kocaman bir kütüphane görmüş. Kütüphanenin çatısı yıldızlarla kaplıymış, pencereleri ay ışığı gibi parlıyormuş. Rafları dışarıdan bile görünüyormuş.

Mira şaşkınlıkla bakmış.

— Uçan bir kütüphane...

Pencerenin önüne minicik bir kağıt kuş konmuş. Kanatları kitap sayfasından yapılmış gibiymiş. Kuş gagasında küçük bir not taşıyormuş.

Notta şöyle yazıyormuş:

“Masalların uyku kelimeleri kayboldu. Gerçekten dinleyen bir çocuğa ihtiyacımız var.”

Mira hiç düşünmeden hırkasını giymiş.

— Masallar kaybolursa çocuklar nasıl uyur?

Kağıt kuş kanatlarını açmış. Pencerenin önünden gökyüzüne doğru incecik bir sayfa yolu uzanmış. Mira bu yolun üstüne adım atmış. Yol kağıt gibi görünüyormuş ama bulut kadar yumuşakmış.

Az sonra uçan kütüphanenin kapısına varmış. Kapı, Mira daha dokunmadan açılmış.

İçerisi mis gibi kitap kokuyormuş. Raflar yukarı doğru uzanıyor, merdivenler kendi kendine yer değiştiriyor, sayfalar rüzgar olmadan hafifçe kıpırdıyormuş. Ama kütüphane çok sessizmiş. Fazla sessiz.

Karşısına gözlüklü, küçük bir baykuş çıkmış. Boynunda minik bir anahtar asılıymış.

— Hoş geldin Mira, demiş baykuş. Ben Rafik. Bu kütüphanenin gece bekçisiyim.

Mira etrafına bakmış.

— Kitaplar neden suskun?

Rafik kanatlarını indirmiş.

— Çünkü üç uyku kelimesi kayboldu: merak, cesaret ve iyi geceler. Bu kelimeler olmadan masallar başlıyor ama bitmiyor. Çocuklar sayfaları açıyor, fakat hikayeler yolunu bulamıyor.

Mira kitabını hatırlamış.

— Benim kitabımdaki kelimeler de bu yüzden mi gitti?

— Evet. Uçan kütüphane, masalları seven bir çocuğu çağırdı. Sen geldin.

Mira biraz korkmuş ama geri dönmek istememiş.

— Kelimeleri nerede arayacağız?

Rafik, boynundaki anahtarı çıkarmış. Anahtarın ucunda üç küçük ışık varmış. Biri yeşil, biri kırmızı, biri de mavi parlıyormuş.

— İlk kelime Merak Odası'nda saklı. Ama dikkat et; orada cevaplardan çok sorular vardır.

Mira ve Rafik, dönen merdivenlerden çıkmışlar. Üst katta yeşil kapılı bir oda varmış. Kapının üzerinde şu yazıyormuş:

“Soru sormayan, kapıyı açamaz.”

Mira kapının önünde durmuş.

— Neden bazı kitaplar susar? diye sormuş.

Kapı tık diye açılmış.

İçeride binlerce küçük soru havada uçuşuyormuş. “Ay neden yuvarlak görünür?”, “Kuşlar yollarını nasıl bulur?”, “Masallar neden unutulmaz?” gibi sorular odanın içinde parlıyormuş.

Odanın ortasında yeşil bir kelime, cam fanusun içinde uyuyormuş.

Mira fanusa yaklaşmış.

— Seni nasıl uyandırırım?

Yeşil kelime hafifçe kıpırdamış.

Rafik fısıldamış:

— Doğru cevap gerekmez. İçten bir soru yeter.

Mira düşünmüş ve yavaşça konuşmuş:

— Bir masalı güzel yapan şey sonu mu, yoksa onu merak ederek okumamız mı?

Fanus açılmış. Yeşil kelime havalanmış.

— Merak, diye parlamış kelime.

Kelime, Mira'nın avucuna konmuş. Kütüphanenin raflarından hafif bir hışırtı gelmiş. Bazı kitaplar yeniden nefes almış gibi kıpırdamış.

Rafik gülümsemiş.

— Birinci kelime bulundu.

İkinci ışık kırmızıymış. Onları Cesaret Koridoru'na götürmüş. Bu koridor biraz karanlıkmış. Duvarlarda yarım kalmış masal kahramanlarının gölgeleri varmış. Kimi ejderhanın önünde durmuş, kimi fırtınalı denize bakmış, kimi de konuşmaya cesaret edememiş.

Mira yavaşlamış.

— Burası biraz korkutucu.

Rafik başını sallamış.

— Cesaret Odası zaten korkmayanları değil, korktuğu halde yürüyenleri sever.

Koridorun sonunda kırmızı bir kelime, kapalı bir kitabın üstünde duruyormuş. Kitabın kapağında şöyle yazıyormuş:

“Beni açmaya cesaret eden, hikayeyi devam ettirir.”

Mira'nın eli biraz titremiş. Ama kitabı açmış.

Sayfanın içinden küçük bir çocuk sesi gelmiş.

— Ben masalın içindeyim ama konuşmaya korkuyorum. Ya kimse beni dinlemezse?

Mira sayfaya yaklaşmış.

— Ben seni dinliyorum. Korksan da konuşabilirsin.

Sayfadan minicik bir kahraman çıkmış. Üstünde yamalı bir pelerin varmış. Önce Mira'ya, sonra Rafik'e bakmış.

— Ben de hikayemin sonunu arıyorum, demiş.

Mira gülümsemiş.

— O zaman birlikte arayalım.

Kırmızı kelime bir anda parlamış.

— Cesaret, diye ışıldamış.

Kelime Mira'nın avucundaki merak kelimesinin yanına konmuş. Kütüphanenin içindeki sessizlik biraz daha çözülmüş. Uzak raflardan sayfa sesleri gelmeye başlamış.

Rafik üçüncü ışığa bakmış. Mavi ışık çok yumuşak yanıyormuş.

— Son kelime en önemlisi, demiş. İyi Geceler kelimesi kaybolursa masallar çocukları uykuya bırakamaz.

Mavi ışık onları kütüphanenin en üst katına götürmüş. Burada çatının yarısı açıktı. Yıldızlar içeriden görünüyordu. Ortada büyük, yuvarlak bir masa vardı. Masanın üstünde yarım kalmış yüzlerce masal duruyordu.

Bazı masallar son cümlesini kaybetmişti. Bazılarında kahramanlar eve dönememişti. Bazılarında anneler çocuklarına iyi geceler diyememişti.

Mira'nın içi burkulmuş.

— Masal bitmezse çocuklar rahat uyuyamaz.

Rafik başını eğmiş.

— İşte bu yüzden son kelimeyi sen bulmalısın.

Masanın ortasında mavi bir kutu varmış. Kutunun kapağında yazı yokmuş. Sadece küçük bir ay resmi varmış.

Mira kutuyu açmaya çalışmış ama açılmamış.

— Anahtar nerede?

Rafik sessizce cevap vermiş:

— Bu kutunun anahtarı metal değil. Bir cümle.

Mira düşündü. Sonra kendi odasını, yastığını, annesinin sesini, gece lambasını ve uykuya dalmadan önce duyduğu o yumuşak sözü hatırladı.

Gözlerini kapatıp fısıldadı:

— Her masal, sevgiyle bitince çocuklar huzurla uyur. İyi geceler.

Kutu açıldı.

İçinden mavi bir kelime yükseldi.

— İyi geceler, diye parladı kelime.

Üç kelime birleşince kütüphanenin içi ışıkla doldu. Merak yeşil bir yol oldu. Cesaret kırmızı bir kapı açtı. İyi geceler mavi bir örtü gibi bütün kitapların üstüne serildi.

Raflar canlandı. Kitaplar yerlerine döndü. Boş sayfalara harfler geri geldi. Yarım kalan masallar usul usul tamamlandı.

Bir kitap kendi kendine açıldı ve içinden şu cümle duyuldu:

— Masallar, onları seven çocuklar oldukça kaybolmaz.

Rafik kanatlarını çırptı.

— Başardın Mira. Uçan kütüphane artık yeniden gökyüzünde yoluna devam edebilir.

Mira gülümsedi.

— Ben sadece kelimeleri dinledim.

— Bazen en büyük yardım budur, dedi Rafik. Dinlemek.

Kütüphanenin büyük saati yumuşakça çaldı. Eve dönme vakti gelmişti. Rafik, Mira'ya küçük bir ayraç verdi. Ayracın üstünde üç kelime yazıyordu:

“Merak et. Cesur ol. İyi geceler de.”

Mira sayfa yolundan evine döndü. Odasına geldiğinde masal kitabı hâlâ yatağının üstündeydi. Kapağını açtı. Artık sayfalar boş değildi. İlk cümle geri gelmişti.

Mira kitabı yavaşça kapattı. Pencereden gökyüzüne baktı. Uçan kütüphane bulutların arasında usul usul uzaklaşıyordu.

— İyi geceler Rafik, diye fısıldadı.

Sonra yatağına uzandı. Elindeki ayracı yastığının yanına koydu. Gözleri kapanırken artık biliyordu: Kitaplar sadece okunmaz; bazen bir çocuğun kalbini de okur.

O gece Mira rüyasında uçan kütüphaneyi gördü. Raflar yıldızların arasında süzülüyor, sayfalar ay ışığıyla parlıyor, masallar çocukların uykusuna yumuşacık yollar yapıyordu.

Ve Uçan Kütüphanenin Gizemi Masalı, o geceden sonra çocukların en sevdiği masallardan biri oldu. Çünkü bu masalı dinleyen herkes şunu öğrendi: Bir hikayeyi yaşatan sadece kelimeler değildir; merak eden, cesurca dinleyen ve iyi geceler diyebilen kalplerdir.

Gökten üç elma düştü; biri Mira'nın kitap seven kalbine, biri uçan kütüphanedeki masallara, biri de bu masalı dinleyip güzelce uyuyan çocukların payına düştü.

Masal burada bitti. Tatlı rüyalar.