Kibritçi Kız Masalı (Gerçek Masal)

Kibritçi Kız Masalı Oku

Yılın son gecesiydi. Şehrin dar sokaklarına akşam çoktan inmiş, gökyüzü ağır, kurşuni bir bulutla kapanmıştı. Kar, sarı sokak lambalarının altında sessizce dans ediyor, rüzgâr aralarda ince bir bıçak gibi esiyordu.

Bu soğukta, kaldırımların kenarında küçücük bir kız yürüyordu. Adı kimsenin umursamadığı kadar küçük bir isimdi: Ada. Herkes ona sadece “kibritçi kız” derdi. Üzerinde ince, eski bir palto, boynunda solmuş bir atkı vardı. Ayakları çıplaktı; karın içinde morarmış, buz gibi kesilmişti.

Evden çıkarken ayağında çoktan yıpranmış bir terlik çifti vardı. Ona da annesinden kalmıştı. Kaldırımda hızla geçen bir araba sıçrayınca Ada refleksle kenara çekilmiş, terliklerden biri su birikintisine düşmüş, diğeri de koşarak geçen bir çocuk tarafından kapılmıştı. Ada arkasından seslenmiş ama çocuk gülerek kalabalığın içinde kaybolmuştu. Böylece yılın en soğuk gecesinde ayağında hiçbir şey kalmamıştı.

Önlüğünün cebinde, satmaya çalıştığı birkaç küçük kibrit demeti taşıyordu. Her adımda, içinden cesaret bulmaya çalışarak insanlara yaklaşıyor, kısık ama titrek bir sesle konuşuyordu:

Kibrit ister misiniz? Sıcacık yanar…”

Kalın paltolarına sarınmış, eldivenleriyle ellerini gizlemiş insanlar başlarını önlerine eğip hızla geçiyordu. Kimisi yanındaki paketi düşürmemeye çalışıyor, kimisi evine yetişmek için koşturuyor, kimisi de kar altında neşeyle yürüyordu. Kimse, duvar dibindeki ince kızın titreyen omuzlarına bakmıyordu.

Ada’nın karnı sabahtan beri doğru dürüst bir şey yemediği için guruldayıp duruyordu. Birkaç kez eve dönmeyi düşündü. Sonra babasının sert sözleri geldi aklına: “Boş elle gelirsen, akşam ekmek yok.” Zaten oturdukları çatı katı da buz gibiydi; rüzgar delik pencereden içeri rahatça giriyordu. Buradan farklı sayılmazdı.

İki eski taş binanın arasında, rüzgârın biraz daha az hissettirdiği dar bir köşe buldu. Basamak taşının üzerine çömeldi. Dizlerini kendine çekti, önlüğünün eteğini bacaklarının üzerine çekerek ayaklarını saklamaya çalıştı. Ama kar, ince kumaşın içinden bile kolayca geçiyordu.

Başını kaldırınca, tam karşısındaki evin penceresine gözü takıldı. İçeride beyaz örtülü bir masa, etrafında oturan insanlar, tabaklardan yükselen duman ve ışıl ışıl bir oda görünüyordu. Bir çocuk, elinde yeni oyuncağını sallayarak gülüyordu. Ada, farkında olmadan elini cama uzatır gibi yaptı, sonra çekti.

Önlüğünün cebindeki kibrit kutusunu çıkardı. Kutuyu sallayınca, içinden ince tahta çubukların sesi geldi. Parmakları neredeyse hissizleşmişti ama yine de bir kibrit çekip aldı. Duvara hafifçe sürttü.

Çıt

Bir anda küçük bir alev parladı. Sarı ışık taş yüzeyi aydınlattı. Ada, ellerini alevin etrafında kavuşturup korumaya çalıştı. Alev büyüdükçe, duvar sanki ince bir perde gibi aralandı. Orada artık taş yoktu; onun yerine, kocaman, siyah demirden yapılmış bir soba duruyordu. İçinde turuncu alevler harıl harıl yanıyor, önünde yumuşak bir halı uzanıyordu.

Küçük kız, çıplak ayaklarının o halıya bastığını hayal etti. Sanki yanağına sobanın sıcaklığı vurdu. Yüzünü alevin kızıllığına çevirdi, gözlerini kısarak fısıldadı:

Keşke gerçek olsaydın…”

Ama kibrit çabuk bitti. Alev ince bir duman bırakarak söndü, soba da sıcak oda da bir anda kayboldu. Ada’nın elinde, siyaha dönmüş ince bir çöp kaldı.

Bir an tereddüt ettikten sonra ikinci kibriti aldı. “Bu da gitsin,” dedi içinden. Parmakları titrerken kibriti duvara sürdü. Yeniden bir ışık parladı.

Bu defa önünde uzun bir masa belirdi. Masanın üzerini kar gibi beyaz bir örtü örtüyordu. Ortasında nar gibi kızarmış bir hindi, etrafında patatesler, ekmekler, parlak tabaklar ve bardaklar vardı. Sıcak yemeğin buharı, sanki burnuna kadar gelmiş gibi hissetti.

Bir parça…” diye mırıldandı Ada. Elini uzatıp hindinin yanına dokunmak istedi.

Parmak uçlarının tabağa değdiğini zannettiği anda, alev yine titremeye başladı. Masanın üzerindeki ışıklar soldu, yemekler sis gibi dağıldı. Kibrit söndüğünde, karşısında yine taş duvar ve karanlık sokak vardı.

Midesi acıyla kıvrıldı, dudaklarını ısırarak gözlerini kırptı. Yutkundu. “En azından hayalini gördüm,” diye düşündü. Ama soğuk, hayallerden daha gerçekti.

Üçüncü bir kibrit aldı. “Belki bu sefer daha güzel bir şey gösterirsin” diye fısıldadı. Kibriti çaktı.

Bu alevin ışığında, gökyüzüne uzanan yemyeşil bir ağaç belirdi. Ağaç, daha önce sokakta camdan bakıp imrendiği tüm yılbaşı ağaçlarından daha büyüktü. Dallarında renk renk cam toplar parlıyor, aralarına asılmış küçük mumlar yıldız gibi yanıyordu. Tepesinde büyük, altın renkli bir yıldız ışıldıyordu.

Ada, başını kaldırıp ağaca hayran hayran baktı. “Ne güzel ışıyorsun…” diye iç geçirdi. Tam o anda, dallardaki mumlar birer birer yerlerinden kopup gökyüzüne doğru yükselmeye başladı. Küçük, parlak izler çizerek havaya karışıyor, sonra yıldızlara dönüşüyorlardı.

Karanlığın içinde aniden bir yıldız kaydı; gökyüzünde parlak bir çizgi bırakıp gözden kayboldu.

Bir yıldız dahaBiri gidiyor demek” diye fısıldadı Ada.

Eskiden, kendisine masallar anlatan, saçlarını okşayıp dualar öğreten babaannesi hep şöyle derdi: “Bir yıldız kaydığında, bir ruh daha iyi bir yere doğru yola çıkar.” O söz, Ada’nın içini acı-tatlı bir duyguyla doldurdu.

Kibritin alevi yine söndü, ağaç ve yıldızlar dağıldı. Geriye karanlık ve kar kaldı. Ada kutuya baktı. İçinde birkaç kibrit kalmıştı. Bir tanesini daha eline aldı, bu kez duvara sürmeden önce içinden “Keşke seni görebilsem…” diye geçirdi.

Kibriti yaktı. Alevin içi, bu defa tanıdık bir sıcaklıkla doldu. Alev genişledi, duvar ve kar eriyip gitti. Yerini yumuşak, altın rengi bir ışık aldı. Işığın içinden, ince yapılı, yüzü kırış kırış ama gözleri pırıl pırıl bir kadın belirdi. Başında eski bir şal, yüzünde Ada’nın çok iyi bildiği bir gülümseme vardı.

Büyükanne…” dedi Ada, sesi titreyerek.

Kadın ona yaklaştı.

Küçük kızım” dedi, yumuşak bir sesle. “Yine sokaklarda üşüyorsun.”

Ada’nın gözünden yaşlar aktı.

Burası çok soğuk” dedi. “Karnım açKimse beni görmüyor.”

Babaannesi dizlerinin üzerine çöküp onunla aynı hizaya geldi.

Ben seni görüyorum” dedi. “Işığın yanınca hep görüyorum.”

Ada, kibritin alevine telaşla baktı.

Sönersen gideceksin” dedi. “Soba gitti, yemek gitti, ağaç gitti. Sen de gidersen… yalnız kalırım.”

Kadın başını iki yana salladı.

Eğer yanımda gelmek istersen, bu kez seni bırakmayacağım” dedi. “Orada ne soğuk var ne açlık.”

Kız, kutuda kalan son kibritlere baktı. Bir an duraksadı; sonra hepsini avucuna aldı. Titreyen elleriyle hepsini birden duvara sürdü.

Bir anda etrafları göz kamaştırıcı bir ışıkla doldu. Küçücük kıvılcımlar birleşip büyük, sıcak bir parıltıya dönüştü. Kar, taş, rüzgâr, hepsi görünmez oldu. Sadece yumuşak ve parlak bir aydınlık kaldı.

Babaannesi, kollarını açarak onu göğsüne bastı. Ada, ilk kez üşümeyen elleriyle sıkıca sarıldı. İkisi birlikte, bu ışığın içinde yukarı doğru yükseldiler. Şehrin çatılarının, karla kaplı sokakların üzerinden geçip yıldızların yanına doğru çıktılar.

Ertesi sabah, yeni yılın ilk ışıkları şehrin üzerinde gezinirken, insanlar kapılarının önünü temizlemek için dışarı çıktılar. Karla kaplı taş basamağın üzerinde, duvar dibinde oturan küçük bir kız gördüler. Başını hafifçe yana eğmiş, gözlerini kapatmıştı. Yüzünde incecik bir gülümseme vardı. Etrafına da yanıp sönmüş kibrit çöpleri saçılmıştı.

Esnaflardan biri eğilip baktı.

Zavallı” dedi. “Herhalde gece boyu kibritlerini yakıp ısınmaya çalışmış.”

Yanındaki omzunu silkti.

Kim bilir neler hayal etti” diye mırıldandı. “Yılbaşı gecesiSokakta kalmış.”

Geçip gittiler. Kimse, Ada’nın yüzündeki gülümsemenin sebebini sormadı. Kimse, yanmış kibritlerin alevinde gördüğü sobayı, sıcak sofrayı, ışıklı ağacı ve ona uzanan kolları bilmedi.

Onlar sadece donmuş parmakları, boş kibrit kutusunu ve kar altındaki küçük bedeni gördüler.

Oysa o gece, karın sessizliğinde Kibritçi Kız masalı, küçük bir kızın kalbini daha sıcak bir yere taşımıştı. Ve şehir yeni yıla hazırlanırken, taşların arasında görünmeyen bir cümle dolaşıyordu:

Küçük bir kibrit, bazen sadece karanlığı değil; usulca veda eden bir kalbi de aydınlatır.

Bu masal Atiye tarafından yeniden yorumlanarak en gerçek ve kalpten yazılan eşsiz bir Masalpu için hazırlanan masaldır.