Şükür Ağacı Masalı

Şükür Ağacı Masalı Oku

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, sabahları kuş sesleriyle uyanan küçük bir köyde Muhammet adında iyi kalpli bir çocuk yaşarmış.

Muhammet’in en yakın arkadaşı Ömer’miş. İki arkadaş aynı okula gider, ders çıkışında birlikte oynar ve köyün ortasındaki büyük ağacın gölgesinde dinlenirmiş.

Köylüler bu ağaca Şükür Ağacı dermiş.

Ağacın geniş dalları yazın serin bir gölgelik oluşturur, sonbaharda altın sarısı yapraklarla süslenirmiş. Yaşlılar, altında edilen samimi duaların ve söylenen güzel sözlerin insanın kalbine huzur verdiğini anlatırmış.

Muhammet bir sabah kahvaltı sofrasına oturduğunda yüzünü asmış. Annesi Aysel, önüne sıcak süt, peynir, zeytin ve taze ekmek koymuş.

— Anne, neden bugün bal yok?

— Balımız dün bitti, yavrum. Peynirle zeytin var. Allah’ın verdiği bu güzel nimetlerle karnımızı doyurabiliriz.

Muhammet peynire bakıp dudaklarını büzmüş.

— Ama ben bal istiyordum.

Aysel, oğluna kızmamış. Ekmeğini bölüp tabağına koyarken sakin bir sesle konuşmuş:

— Bazen bulunmayanı düşünürken önümüzde duran nimetleri göremeyiz.

— Bal olmadığı için üzülmem yanlış mı?

— Üzülmen yanlış değil. Fakat üzülürken sahip olduklarını unutman doğru olmaz. Şükretmek, her şeyin istediğimiz gibi olması değildir. Allah’ın bize verdiklerini fark edip kıymetlerini bilmektir.

Muhammet, annesinin sözlerini anlamaya çalışmış ama aklı hâlâ baldaymış.

Kahvaltıdan sonra dışarı çıkmış. Şükür Ağacı’nın altında Ömer onu bekliyormuş.

Ömer’in elinde, tahtadan yapılmış küçük bir araba varmış. Arabanın dört tekerleği de düzgün dönüyor, arkasındaki ip çekilince taşlı yolda hızla ilerliyormuş.

Muhammet hayranlıkla eğilmiş.

— Bu araba yeni mi?

— Babamla dün akşam yaptık. Tekerleklerini ben taktım.

Muhammet kendi eski topuna bakmış. Bir tarafındaki mavi boya silinmiş, üzerinde küçük çizikler oluşmuştu.

— Keşke benim de böyle güzel bir arabam olsaydı. Benim yalnızca bu eski topum var.

Ömer, topu eline alıp yere vurmuş. Top birkaç kez zıpladıktan sonra yeniden avuçlarına gelmiş.

— Ama senin topun çok iyi zıplıyor. Birlikte oynayabiliriz. Benim arabamla iki kişi oynayamıyoruz.

Muhammet cevap vermemiş. Topunun güzel tarafını daha önce hiç düşünmemişti.

O sırada kuvvetli bir rüzgâr esmiş. Şükür Ağacı’nın dalları sallanmış ve kalp biçimindeki küçük bir yaprak Muhammet’in önüne düşmüş.

Muhammet yaprağı alıp cebine koymuş.

— Bunu anneme götüreceğim.

İki arkadaş oyun oynarken köyün karşı yamacından koyu bulutlar yaklaşmış. Çok geçmeden yağmur başlamış.

Muhammet ile Ömer, Şükür Ağacı’nın altına sığınmışlar. Ağacın sık dalları yağmur damlalarının çoğunu engelliyormuş.

Ömer gövdeye yaslanmış.

— İyi ki bu ağaç var. Yoksa sırılsıklam olacaktık.

Muhammet yukarı bakmış. Birkaç dakika önce sıradan görünen dallar, şimdi onları yağmurdan koruyan büyük bir çatıya benziyormuş.

— Gerçekten de iyi ki var, demiş.

Yağmur dindiğinde çocuklar eve dönmek üzere yola çıkmış. Köprünün yanına geldiklerinde yaşlı Hasan Amca’nın yere dağılan odunları toplamaya çalıştığını görmüşler.

Muhammet ile Ömer hemen yanına koşmuş.

— Biz yardım ederiz, Hasan Amca.

Çocuklar odunları tek tek sepete yerleştirmişler. İş bitince Hasan Amca ellerini açarak dua etmiş:

— Allah sizden razı olsun çocuklar. Rabb’im yardımseverliğinizi artırsın.

Muhammet bu duayı duyunca içinde sıcak bir sevinç hissetmiş.

— Sana yardım ettiğimiz için biz de mutlu olduk.

Hasan Amca gülümsemiş.

— Bir iyilik yapabilmek de şükredilecek bir nimettir. Herkesin yardıma koşacak gücü, zamanı veya sağlığı olmayabilir.

Muhammet, Hasan Amca’nın sözlerini yol boyunca düşünmüş.

Evinin kapısına ulaştığında Aysel onu karşılamış.

— Yağmurda kaldın mı, yavrum?

— Biraz kaldım ama Şükür Ağacı bizi korudu. Sonra Ömer’le Hasan Amca’ya yardım ettik.

Muhammet cebindeki yaprağı çıkarıp annesine uzatmış.

— Bunu sana getirdim.

Aysel yaprağı avucuna almış.

— Ne güzel bir hediye.

— Ama yalnızca bir yaprak.

— Beni düşünüp getirdiğin için değerli. Bir hediyenin kıymeti her zaman fiyatıyla ölçülmez.

Aysel, yaprağı mutfaktaki küçük pencerenin kenarına koymuş. Sonra oğlunun ıslanan saçlarını havluyla kurulamış.

Muhammet annesinin yüzüne bakmış. Sabah bal olmadığı için üzüldüğünü hatırlayınca mahcup olmuş.

— Anne, sen her sabah erkenden kalkıp bize kahvaltı hazırlıyorsun. Ben ise bal olmadığı için sana teşekkür bile etmedim.

Aysel, oğluna sevgiyle sarılmış.

— Bunu fark etmiş olman beni sevindirdi.

Muhammet sofranın üzerindeki ekmeği, sütü ve peyniri göstermiş.

— Bunların hepsi için Allah’a şükretmemiz gerekiyor, değil mi?

— Evet. Yemeğe başlamadan besmele çeker, bitirince verdiği nimetler için Allah’a şükrederiz. Fakat şükür yalnızca dilimizle söylediğimiz bir söz değildir. Nimeti israf etmemek, paylaşmak ve iyilikte kullanmak da şükrün bir parçasıdır.

Muhammet hemen ekmek sepetine bakmış. Sabah yemediği ekmek parçası hâlâ oradaymış.

— Bunu çöpe atmayalım. Akşam çorbanın yanında yerim.

Aysel gülümsemiş.

— İşte bu, nimetin değerini bilmektir.

Ertesi gün Muhammet ile Ömer yeniden Şükür Ağacı’nın altında buluşmuşlar. Muhammet yanında küçük bir defter getirmiş.

Defterin kapağına “Şükrettiklerimiz” yazmış.

— Bu deftere her gün şükrettiğimiz bir şeyi yazalım, demiş Muhammet.

Ömer ilk sayfayı açmış.

— Bugün ailem için şükrediyorum.

Muhammet de altına kendi cümlesini eklemiş:

“Sağlıklı olduğum, koşabildiğim ve arkadaşlarımla oynayabildiğim için Allah’a şükrediyorum.”

İki arkadaş daha sonra köydeki çocukları çağırmış. Her çocuk deftere hayatındaki bir güzelliği yazmış.

Zeynep, okuyabildiği için şükretmiş.

Emir, küçük kardeşinin gülüşünü yazmış.

Elif, evlerinin sıcak olması için şükretmiş.

Meryem ise annesinin anlattığı uyku masallarını deftere eklemiş.

Akşam olduğunda çocuklar defteri Şükür Ağacı’nın altında açmışlar. Aysel ve diğer aileler de onların çevresinde toplanmış.

Muhammet ayağa kalkıp konuşmuş:

— Dün sabah balımız olmadığı için kahvaltımı beğenmemiştim. Sonra yağmurdan korunabileceğim bir ağacım, yardım edebileceğim kadar sağlıklı ellerim, beni düşünen bir arkadaşım ve eve döndüğümde saçlarımı kurulayan bir annem olduğunu fark ettim. Bunların hiçbirini para vererek satın almadım. Hepsi Allah’ın bana verdiği nimetlerdi.

Ömer arkadaşının yanına gelmiş.

— Bazen büyük bir hediye beklerken küçük görünen güzellikleri unutuyoruz. Oysa onları fark edince kalbimizdeki eksiklik hissi azalıyor.

Aysel, çocuklara gururla bakmış.

— Şükreden insan, yaşadığı sıkıntıları yok saymaz. Zor zamanlarda sabreder, güzel zamanlarda kibirlenmez ve her durumda Rabb’inin kendisini gördüğünü bilir.

Çocuklar hep birlikte ellerini açmışlar. Muhammet içtenlikle dua etmiş:

— Allah’ım, verdiğin aile, sağlık, yuva, su ve yiyecekler için sana şükürler olsun. Bize nimetlerinin kıymetini bilmeyi, onları israf etmemeyi ve ihtiyacı olanlarla paylaşmayı öğret.

Herkes birlikte:

— Âmin, demiş.

Tam o sırada hafif bir rüzgâr esmiş. Şükür Ağacı’nın dalları usulca sallanmış. Yaprakların arasından huzur veren bir ses yükselmiş.

“Şırıl… şırıl…”

Çocuklar şaşkınlıkla ağaca bakmış. Yaşlı ağacın dalları, sanki onların duasına eşlik ediyormuş.

Ertesi sabah Muhammet kahvaltı sofrasına oturduğunda yine bal yokmuş. Önünde sıcak süt, peynir, zeytin ve ekmek duruyormuş.

Bu kez yüzünü asmamış.

— Bismillah, diyerek ekmeğinden bir lokma almış.

Sonra annesine dönmüş.

— Kahvaltıyı hazırladığın için teşekkür ederim, anne. Allah’ın verdiği nimetler için de şükürler olsun.

Aysel’in gözleri sevinçle parlamış.

— Afiyet olsun, güzel oğlum.

Muhammet artık şükretmenin yalnızca güzel bir söz söylemek olmadığını biliyormuş. Elindeki nimeti korumanın, ekmeği israf etmemenin, ailesinin emeğini fark etmenin ve sahip olduklarını paylaşmanın da birer teşekkür olduğunu öğrenmiş.

O günden sonra Muhammet ile Ömer’in şükür defteri Şükür Ağacı’nın altında saklanmış. Köyde yaşayan herkes, fark ettiği yeni bir nimeti bu deftere yazmış.

Sayfalar doldukça çocukların istekleri bitmemiş ama kalplerindeki memnuniyet büyümüş. Çünkü şükretmek, yeni hayaller kurmayı bırakmak değil; o hayallere yürürken bugün verilen güzellikleri unutmamakmış.

Gökten üç elma düşmüş: biri şükretmeyi öğrenen Muhammet’e, biri nimetlerini paylaşan Ömer’e, biri de çocuklarına şükrün güzelliğini öğreten Aysel’e.