Ali’nin Kırmızı Topu Masalı

Ali ile Mert'in Sokakta Kırmızı Top Oynadığı Paylaşma Masalı Oku

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, pencerelerinden fesleğen kokularının yayıldığı, akşamüstleri kapı önlerinde tatlı sohbetlerin edildiği küçük bir mahalle varmış. Bu mahallenin dar ama neşeli sokaklarından birinde Ali adında meraklı bir çocuk yaşarmış.

Ali, annesiyle birlikte mavi panjurlu, küçük bir evde otururmuş. Evlerinin önünde iki dut ağacı, duvarın dibinde sarı çiçekler ve çocukların güvenle oyun oynayabildiği taş döşeli bir sokak varmış. Ali her sabah pencereden dışarı bakar, arkadaşlarının sokağa çıkacağı saati beklermiş.

Bir gün Ali’nin dedesi elinde yuvarlak bir paketle onları ziyarete gelmiş. Paketin üzerindeki kâğıt, şeker ambalajı gibi hışırdıyormuş. Ali, paketin çevresinde heyecanla dolaşmaya başlamış.

— Dede, içinde ne var?

Dedesi gülümseyerek paketi ona uzatmış.

— Açınca göreceksin. Fakat bu hediyenin küçük bir sırrı var.

Ali, ipi dikkatlice çözmüş. Kâğıdı kaldırınca karşısında güneşte nar tanesi gibi parlayan kıpkırmızı bir top görmüş. Topun çevresinde iki ince beyaz çizgi, ortasında da küçücük bir yıldız varmış.

Ali’nin gözleri sevinçle açılmış.

— Bu, gördüğüm en güzel top!

Topu havaya atıp yakalamış. Sonra odanın ortasında bir kez sektirmiş.

Pat!

Top tavana doğru sıçrayınca annesi gülerek onu durdurmuş.

— Evde oynamak için biraz fazla heyecanlı bir topa benziyor. En iyisi onu sokağa çıkaralım.

Ali kırmızı topunu iki koluyla kavramış. Dedesinin hediyenin sırrıyla ilgili söylediklerini hatırlayarak sormuş:

— Dede, topun sırrı ne?

Dedesi gözlerini kırpıştırmış.

— Onu sana ben söylemeyeceğim. Kırmızı topun sırrını oynarken kendin bulacaksın.

Ali, topunu alıp evlerinin önüne çıkmış. Öğleden sonra güneşi sokağın taşlarını ısıtıyor, dut ağacının gölgesi kaldırımın üzerine seriliyormuş. Ali topu yere bırakmış ve ayağının içiyle duvara doğru göndermiş.

Top duvara çarpıp geri gelmiş.

Tak!

Ali yeniden vurmuş.

Tak!

Kırmızı top her dönüşünde güneş ışığını yakalıyor, sokağın ortasında küçük bir ateş böceği gibi parlıyormuş.

Tam o sırada karşı evin kapısı açılmış. Ali’yle aynı yaşlarda olan Mert dışarı çıkmış. Mert kısa süre önce bu mahalleye taşınmış. Henüz kimseyi tanımadığı için çoğu zaman kapılarının önündeki basamağa oturup diğer çocukların oyunlarını izlermiş.

O gün de sessizce basamağa oturmuş ve Ali’nin kırmızı topuna bakmaya başlamış.

Ali, Mert’in kendisini izlediğini fark etmiş. Fakat topu henüz kimsenin eline vermek istemiyormuş. Yeni topunun kirlenmesinden, çizilmesinden ya da kaybolmasından korkuyormuş.

Topunu kolunun altına sıkıştırarak Mert’e dönmüş.

— Bu topu dedem bugün bana aldı. Daha yepyeni.

Mert başını sallamış.

— Çok güzelmiş. Kırmızı rengi uzaktan bile parlıyor.

Ali yeniden oynamaya başlamış. Topu duvara vuruyor, geri geldiğinde ayağıyla durduruyormuş. Mert ise basamakta oturmayı sürdürüyormuş.

Bir süre sonra Mert dayanamayarak sormuş:

— Birlikte oynayabilir miyiz? Ben kaleye geçerim.

Ali kırmızı topuna bakmış. Üzerinde tek bir leke bile yokmuş.

— Bugün tek başıma oynayacağım. Topumun kirlenmesini istemiyorum.

Mert’in yüzündeki gülümseme kaybolmuş.

— Peki, diyerek sessizce cevap vermiş.

Ali oyununa devam etmiş ama artık eskisi kadar eğlenmiyormuş. Topu duvara her gönderdiğinde yine kendisine dönüyor, sokakta yalnızca aynı “tak” sesi duyuluyormuş. Koşup pas vereceği, kaleye geçecek ya da attığı gole sevinecek hiç kimse yokmuş.

Pencereden onları izleyen annesi, iki bardak limonatayla dışarı çıkmış. Bardaklardan birini Ali’ye, diğerini Mert’e vermiş.

— Sıcak havada biraz dinlenmek iyi gelir.

Mert teşekkür edip limonatasından içmiş. Ali ise annesinin yanına yaklaşmış.

— Anne, yeni topumu başkasına verirsem ya zarar görürse?

Annesi, Ali’nin yanına oturmuş.

— Eşyalarımıza özen göstermek güzeldir. Fakat bazı oyuncaklar yalnızca saklanmak için değil, birlikte güzel anılar biriktirmek için yapılır. Karar yine senin.

Ali, annesinin sözlerini düşünmüş. Yine de topunu paylaşmaya hazır hissetmiyormuş.

Limonatalar bittikten sonra annesi bardakları alıp eve dönmüş. Mert de basamaktan kalkmış.

— Ben eve gidiyorum. Güle güle oyna, Ali.

Mert tam kapıya yönelmişken Ali topa biraz sert vurmuş. Kırmızı top duvardaki çıkıntılı taşa çarparak yön değiştirmiş ve sokağın aşağısına doğru yuvarlanmaya başlamış.

— Kırmızı topum! diye bağırmış Ali.

Top, dut ağacının altından geçmiş, kaldırımın kenarına çarpmış ve hızlanmış. Sokağın sonunda yağmur sularının geçtiği dar bir kanal varmış. Top oraya ulaşırsa gözden kaybolabilirmiş.

Ali bütün gücüyle koşmuş ama top kendisinden daha hızlıymış.

Mert, kanalın yakınındaymış. Kırmızı topun kendisine doğru geldiğini görünce hemen harekete geçmiş. Önce topun önüne ayağını uzatmış fakat top taşın üzerinden sekerek yanından geçmiş.

Mert pes etmemiş. Birkaç adım daha koşmuş, yere diz çöküp iki kolunu uzatmış. Kırmızı top, kanala düşmesine yalnızca bir karış kala Mert’in ellerinde durmuş.

Ali nefes nefese yanına gelmiş.

— Yakaladın! Topumu kurtardın!

Mert dizlerindeki tozu silkeleyerek ayağa kalkmış ve topu Ali’ye uzatmış.

— Çok hızlı yuvarlandı ama ona yetiştim.

Ali hemen topunu incelemiş. Küçük yıldızı hâlâ yerindeymiş. Beyaz çizgilerinde de hiçbir hasar yokmuş. Yalnızca alt tarafına biraz toz bulaşmış.

Ali rahat bir nefes almış. Sonra Mert’in yere düşerken dizini hafifçe sıyırdığını fark etmiş.

— Dizin acıyor mu?

— Biraz acıyor ama önemli değil. Topun kanala düşmedi ya, sevindim.

Ali bir süre konuşmadan durmuş. Mert, oynamasına izin verilmediği hâlde topu kurtarmak için hiç düşünmeden koşmuştu. Üstelik karşılığında hiçbir şey istemiyordu.

Ali’nin annesi ve dedesi de telaşla yanlarına gelmişler. Annesi Mert’in dizini temizleyip küçük bir yara bandı yapıştırmış.

Dedesi, kırmızı topu Ali’nin elinde görünce sormuş:

— Topun sırrını bulabildin mi?

Ali önce topuna, ardından Mert’e bakmış.

— Galiba buldum ama emin değilim.

Dedesi gülümsemiş.

— Öyleyse biraz daha oyna. Bazı sırlar düşünerek değil, paylaşarak anlaşılır.

Ali, kırmızı topu yere bırakmış. Ayağıyla yavaşça Mert’e doğru yuvarlamış.

— Mert, birlikte oynayalım mı? Bu kez sen başla.

Mert önce şaşırmış. Sonra yüzünde kocaman bir gülümseme belirmiş.

— Gerçekten mi?

— Gerçekten. Topu sırayla kullanırız. Birimiz kaleye geçer, diğerimiz şut çeker. Sonra yer değiştiririz.

Mert, kırmızı topu ayağının ucuyla durdurmuş.

— Tamam! Ama önce küçük bir kale yapmalıyız.

Ali ile Mert yolun kenarından dört düzgün taş bulmuşlar. İki taşı bir kalenin, diğer ikisini karşı kalenin direkleri olarak yerleştirmişler. Dede, sokağın güvenli tarafında durup oyunu izlemiş. Ali’nin annesi de pencerenin önüne geçerek çocuklara gülümsemiş.

İlk şutu Mert çekmiş. Ali topu yakalamak için yana atlamış ancak kırmızı top taşların arasından geçmiş.

— Gol! diye bağırmış Mert.

Ali de onun sevincine katılmış.

— Çok güzel vurdun! Şimdi kaleye ben geçiyorum.

Sokağın biraz ilerisinde yaşayan Elif ve Can, sesleri duyunca evlerinden çıkmışlar. Kırmızı topun çevresinde neşeyle koşan Ali ile Mert’i görünce yanlarına gelmişler.

Elif sormuş:

— Biz de oynayabilir miyiz?

Ali bir an kırmızı topuna bakmış. Sabah olsa topunu kimseye vermek istemezmiş. Şimdi ise Mert’le oynadıkça eğlencenin arttığını görüyormuş.

— Elbette oynayabilirsiniz. İkişerli takım olalım.

Can sevinçle alkışlamış. Ali ile Elif bir takım, Mert ile Can diğer takım olmuşlar. Taş kaleler biraz genişletilmiş ve maç yeniden başlamış.

Kırmızı top bir Ali’ye, bir Mert’e, sonra Elif’e ve Can’a gidiyormuş. Her pasla birlikte sokaktaki kahkahalar çoğalıyormuş. Bir çocuk düşünce oyun durmuş, arkadaşları onun kalkmasına yardım etmiş. Biri gol attığında yalnızca kendi takımı değil, güzel şutu gören herkes alkışlamış.

Topun üzerindeki küçük yıldız, her pas verildiğinde biraz daha parlak görünüyormuş.

Maçın en heyecanlı anında Mert topu Ali’ye göndermiş. Ali kaleye çok yakınmış. Kolayca gol atabilirmiş. Fakat Elif’in daha uygun bir yerde olduğunu fark etmiş.

Topu kendisi kullanmak yerine Elif’e pas vermiş.

Elif topa vurmuş ve golü atmış.

— Başardık! diye bağırmış Elif.

Ali, golü kendisi atmadığı hâlde çok sevinmiş. Çünkü arkadaşına verdiği pas, tek başına atacağı golden daha güzel hissettirmiş.

Oyun bittikten sonra çocuklar dut ağacının gölgesine oturmuşlar. Ali’nin annesi bir sürahi limonata ve dilimlenmiş elmalar getirmiş. Ali tabaktaki elmaları arkadaşlarına uzatmış.

— Önce siz alın. Bugün topumu kurtaran Mert, ilk elmayı seçsin.

Mert kırmızı kabuklu küçük bir dilim almış.

— Teşekkür ederim. Ama kalanları da eşit paylaşalım.

Çocuklar elmaları bölüşürken dede, kırmızı topu eline almış. Topun ortasındaki küçük yıldız, güneş çekilmesine rağmen hâlâ parlıyormuş.

— Şimdi söyle bakalım Ali, kırmızı topun sırrı neymiş?

Ali düşünmeden cevap vermiş:

— Top tek başıma oynadığımda yalnızca duvardan bana geri dönüyordu. Paylaşınca bütün sokağı dolaştı ve herkesi bir araya getirdi. Onun sırrı, birlikte oynadıkça sevincinin çoğalmasıymış.

Dede başını onaylayarak sallamış.

— İşte şimdi hediyen gerçekten senin oldu. Çünkü bir eşyanın sahibi olmak, onu yalnızca elinde tutmak değildir. Ona yüklenen güzelliği başkalarıyla paylaşabilmektir.

O sırada hafif bir rüzgâr esmiş. Dut ağacının yaprakları hışırdamış. Kırmızı top, kimse dokunmadığı hâlde yerde bir kez zıplamış.

Pat!

Çocuklar şaşkınlıkla topa bakmışlar. Topun üzerindeki küçük yıldız, bir anlığına altın renginde ışıldamış. Ardından yeniden eski hâline dönmüş.

Mert heyecanla sormuş:

— Bunu siz de gördünüz mü?

Ali topunu eline alıp gülmüş.

— Gördüm ama sırrını kimseye söylemeyelim. Belki kırmızı top, yarın da bize yeni bir oyun hazırlar.

O günden sonra Ali ile Mert çok iyi arkadaş olmuşlar. Her akşamüstü kırmızı topu alıp sokağa çıkmışlar. Oyuna katılmak isteyen hiçbir çocuğu geri çevirmemişler. Bazen futbol oynamış, bazen topu düşürmeden birbirlerine kaç kez pas verebileceklerini saymışlar. Bazen de sokağın en küçük çocukları için kolay oyunlar bulmuşlar.

Ali, topunun zamanla biraz tozlanmasına ya da üzerinde küçük çizikler oluşmasına artık üzülmüyormuş. Çünkü her iz ona oynadıkları güzel bir günü hatırlatıyormuş. Bir çizik Mert’in kurtardığı golü, küçük bir leke Elif’in attığı şutu, soluk bir iz ise hep birlikte güldükleri yağmurlu bir akşamı anlatıyormuş.

Kırmızı top eskisi kadar yeni görünmese de her geçen gün daha değerli oluyormuş.

Yıllar sonra bile mahallede yaşayanlar, güneşli günlerde o sokaktan çocuk kahkahaları duyulduğunu anlatmışlar. Kırmızı bir top kaldırım taşlarının üzerinden her geçtiğinde dut ağacının yaprakları neşeyle hışırdarmış.

Ali ise dedesinin sözlerini hiç unutmamış: Paylaşılan oyuncak eskimez, onunla biriktirilen güzel anılar çoğalırmış.

Gökten üç elma düşmüş: Biri kırmızı topunu paylaşan Ali’nin, biri ona gerçek arkadaşlığı öğreten Mert’in, biri de sevincini başkalarıyla paylaşan bütün çocukların başına.