Uyumak İstemeyen Minik Tilki

Çıtır o akşam pijamalarını giymiş, dişlerini fırçalamış, hatta yatağının yanındaki terlikleri yan yana koymuş. Yine de yorganın altına girmeye hiç niyeti yokmuş. Turuncu kuyruğunu yatağın kenarından sarkıtmış, annesinin odadan çıkmasını önlemek ister gibi patisini uzatmış.
— Anne, bugün daha bitmesin, demiş.
Annesi kapının yanında durmuş. Bir patisinde Çıtır'ın yıkanmış küçük atkısı varmış; atkıyı askıya asıp oğlunun yanına oturmuş.
— Bugün mü, yoksa birlikte geçirdiğimiz akşam mı?
Çıtır bir süre düşünmüş. Gündüz annesiyle ayrı ayrı işleri olmuş. Kendisi bahçedeki taşları saymış, kozalaklardan kule yapmış; annesi de orman fırınına yardım etmiş. Akşam yemeğinden sonra birlikte biraz gülmüşler ama Çıtır'a yetmemiş.
— Akşam, demiş sonunda. — Seninle konuşacak daha bir sürü şeyim var. Uyursam hepsi yarına kalacak.
Annesi yastığın köşesini düzeltmiş.
— Öyleyse birini şimdi anlat.
Çıtır ağzını açmış, tam bahçede gördüğü kırmızı böceği anlatacakmış ki pencerenin oradan ince bir ses duyulmuş.
Tık!
İki kulak birden havaya kalkmış.
— İşte! Bunu da anlatacaktım! Akşamları odamda biri tık diye ses çıkarıyor. Dün de duydum.
Annesi pencereye bakmış. Odada başka kimse yokmuş. Dışarıda karanlık, fındık ağacının dallarına usulca yerleşiyormuş.
— İstersen birlikte dinleyelim, demiş.
Çıtır yorganın üstünde diz çökmüş. İkisi hiç konuşmadan beklemişler.
Tık... tık!
— Sanki minicik biri pencereye vuruyor, diye fısıldamış Çıtır. — Ama kapıyı kullanmayı bilmiyor.
Annesi gülümsemiş. Çıtır'ı kucağına alıp pencerenin önüne götürmüş. Camın dışında, incecik bir fındık dalına tutunmuş kuru bir yaprak varmış. Rüzgâr dalı hafifçe eğince yaprağın sert sapı pencere çerçevesine değiyormuş.
Tık!
— Demek sesin sahibi şu küçücük yaprak! demiş Çıtır.
— Kapımızı değil, çerçevemizi bulmuş, demiş annesi.
Çıtır burnunu cama yaklaştırmış. Yaprak bir kez daha dokunmuş, sonra rüzgâr durunca kıpırdamamış.
— Ona bir isim koyalım mı?
— Ne olsun?
— Tıkır. Çünkü başka bir şey söylemiyor.
Annesi, Tıkır'ın adını kulağına fısıldar gibi tekrarlamış. Çıtır da gülerek yatağına dönmüş. Tam yorganına yerleşirken kapının dışından ikinci bir ses yükselmiş.
Hışşş...
Çıtır başını kaldırmış.
— Bunu Tıkır yapamaz. Çok uzun bir ses!
Annesi de duymuş. Sanki biri kuru bir kâğıdı yavaşça taşların üzerinde sürüklüyormuş. Ses bir an kesilmiş, sonra yeniden başlamış.
— Hışşş... Ben bu sesi hiç sevmiyorum, demiş Çıtır. — Ne olduğunu bilmek istiyorum.
Annesi küçük el fenerini almış. Beraberce kapının önüne çıkmışlar. Verandanın ahşap basamakları serinmiş. Gökyüzünde birkaç yıldız görünüyormuş ama fenerin ışığı yalnızca ayaklarının önündeki taşlara düşüyormuş.
Hışşş...
Taşların arasında kocaman bir meşe yaprağı ilerliyormuş. Önce duruyor, sonra yeniden sürükleniyormuş. Çıtır annesinin arkasından başını uzatmış.
— Anne, yaprağın ayakları mı var?
Yaprağın altından küçük, siyah bir burun çıkmış. Ardından iki parlak göz belirmiş. Komşuları kirpi Sümbül, sırtına takılan yaprakla evine dönmeye çalışıyormuş.
— Çıtır! diye seslenmiş Sümbül. — Siz de mi şu hışırtıyı duydunuz? Bir süredir arkamdan geliyor.
Çıtır gülmemek için ağzını patisiyle kapatmış.
— Çünkü ses sırtından geliyor!
Sümbül şaşırmış. Annesi yaprağın kenarını dikenlerinden dikkatlice kurtarmış. Yaprak yere düşünce kirpi başını sağa sola çevirmiş.
— Aaa! Nihayet sessizleşti. Ben de gece boyunca kimin beni takip ettiğini merak ediyordum.
— Yarın bize gelirsen sana bir isim de bulurum, demiş Çıtır.
— Bana mı?
— Hayır, yaprağına. Penceredekinin adı Tıkır. Seninki de Hışır olsun!
Sümbül bunu çok eğlenceli bulmuş. Yaprağı, kapılarının önündeki taşın üzerine bırakmış; başıyla iyi geceler deyip yuvasına doğru yürümüş.
İçeri döndüklerinde annesi Çıtır'ın patilerini yumuşak bir bezle kurulayıp onu yatağına yerleştirmiş. Çıtır yorganını çekmiş ama gözleri hâlâ ışıl ışılmış.
— İki ses bulduk, demiş. — Tıkır ve Hışır. Ama bir tane daha var.
— Nasıl bir ses?
Çıtır yanıt vermeden yatağın ortasına doğru kaymış. Tam yastığını kendine çekerken küçük, tok bir ses duyulmuş.
Pof!
Çıtır donakalmış.
— İşte o! Tam burada!
Annesi yatağın altına eğilip bakmış. Orada yalnızca kaybolduğu sanılan bir tahta düğme ve tek başına kalmış sarı bir çorap varmış.
— Düğmemi bulduk, demiş Çıtır. — Ama düğme pof demez.
— Bence de, demiş annesi.
Çıtır yastığını öbür yana çevirmiş. Ses çıkmamış. Battaniyesinin ucunu kaldırmış. Yine ses yokmuş. Sonra merakla biraz daha geriye oturmuş.
Pof!
Bu kez annesi gülümsemesini saklayamamış.
— Çıtır, kuyruğunu bir daha oynatır mısın?
— Kuyruğumun bununla ne ilgisi var?
— Bir deneyelim.
Çıtır kuyruğunu sağa sallamış. Kabarık ucu, yatağın yanına sıkıştırılmış yuvarlak mindere çarpmış.
Pof!
Sola sallamış.
Pof!
Çıtır'ın kahkahası odanın kapısına kadar uzanmış.
— Pof diye konuşan benim kuyruğummuş! Ben de birinin yatağımın altında saklandığını sandım!
Annesi de gülmüş. Minderi yukarı alıp yastığın yanına yerleştirmiş.
— İstersen kuyruğun burada dinlensin. Böylece kimseye çarpmamış olur.
Çıtır kuyruğunu mindere kıvırmış. Sonra ona ciddi bir yüzle bakmış.
— Bay Pof, artık biraz sessiz olur musunuz? Tıkır'la Hışır uyumaya gitti.
Kuyruk kıpırdamamış. Çıtır bir kez daha gülmüş; ardından annesinin elini tutmuş.
— Anne, ben aslında sesler yüzünden uyumak istemiyordum sanıyordum, demiş usulca. — Ama en çok sen gidince akşamın bitmesine üzülüyorum.
Annesi yatağın kenarında biraz daha yaklaşmış.
— Bugün söylemek istediğin kırmızı böceği unuttum sanma, demiş. — Kanatlarında kaç benek vardı?
Çıtır şaşırmış. Annesi ilk anlatacağı şeyi hatırlamış!
— Yedi, demiş hemen. — Ama bir tanesi çok küçüktü. Sayarken iki kere başa döndüm.
— Peki, böcek ne yaptı?
— Yaprağın üstüne çıktı. Sonra uçacak sandım ama yürüyüp öbür tarafa geçti. Belki yükseklikten korkuyordu.
Annesi Çıtır'ın alnına düşen bir tutam tüyü düzeltmiş.
— O hâlde yarın bana böceğin hangi yaprakta olduğunu da gösterirsin.
— Yarın da böyle konuşur muyuz?
— Konuşuruz. Bugün anlattıklarımız yarınınkileri bitirmiyor ki.
Çıtır, annesinin bu sözlerini bir süre düşünmüş. Sonra yorganını çenesine kadar çekmiş.
— Ama Tıkır'ı, Hışır'ı ve Pof'u unutma.
— Üçünü de hatırlayacağım, demiş annesi. — Hele Bay Pof'u hiç unutmam.
Çıtır gülümsemiş. Annesi başucundaki lambayı kısmış. Odada pencerenin ince gölgesi, yastığın yumuşak kıvrımı ve yuvarlak minderin üzerinde dinlenen turuncu bir kuyruk kalmış.
Dışarıdan hafif bir tık sesi gelmiş. Çıtır yerinden doğrulmamış.
— İyi geceler, Tıkır, diye fısıldamış.
Biraz sonra rüzgâr yaprakların arasından geçmiş. Uzakta ince bir hışırtı duyulmuş.
— Sana da iyi geceler, Hışır.
Çıtır, kuyruğunun ucunu patisiyle hafifçe örtmüş.
— Bay Pof'a da iyi geceler.
Annesi yatağın kenarından kalkacakken Çıtır patisini uzatmış. Anne tilki eğilince küçük tilki onun yanağına burnunu dokundurmuş.
— Sana da iyi geceler, anne. Kırmızı böceği sabah göstereceğim.
— Sabırsızlıkla bekleyeceğim.
Kapı aralık kalmış. Koridordan gelen soluk ışık, yerde ince bir çizgi oluşturmuş. Çıtır'ın kulakları önce yavaşça gevşemiş, sonra yastığa doğru yatmış. Kuyruğu bu kez mindere çarpmadan usulca kıvrılmış.
Sabah olduğunda Çıtır, pencerenin önünden gelen kuş sesleriyle gözlerini açmış. Annesi mutfakta kahvaltı hazırlıyormuş. Minik tilki hemen pencereye bakmış. Tıkır yerindeymiş, fındık dalının ucunda sessizce duruyormuş. Güneş, kıvrık yaprağın kenarını altın gibi aydınlatıyormuş.
Çıtır, yatağının kenarına oturup terliklerini aramış. Kuyruğunu sevinçle sallayınca kabarık ucu, yastığının yanındaki yuvarlak mindere değmiş.
Pof!
Çıtır kahkahalarla gülmüş, sonra koridora seslenmiş:
— Anne! Bay Pof da uyandı! Kırmızı böceği göstereceğim; bir de Hışır'ın yaprağına bakalım!
Mutfaktan annesinin sesi gelmiş:
— Önce gel de sabah öpücüğünü al, küçük ses avcısı!
Çıtır terliklerini giymiş. Birinde mantar resmi, ötekinde mavi bir böcek varmış. İki patisini açıp annesine doğru koşmuş.
Gökten üç elma düşmüş: Biri gecenin seslerine isim bulan Çıtır'a, biri onunla birlikte üç küçük sırrın peşine düşen annesine, biri de yorganının altında bu masalı dinlerken gülümseyen çocuklara.
