Uyku Sazı Masalı

Bir varmış bir yokmuş… Bulutların neredeyse evlerin damına dokunduğu, yıldızların çok yakından göründüğü yüksek bir yaylada küçük bir köy varmış. Bu köyde herkes, akşam olunca gökyüzüne bakıp içinden dilek tutmayı çok severmiş. Köyün biraz üst tarafında ise, tek başına yaşayan ama hiç kimsenin ondan korkmadığı, aksine herkesin çok sevdiği biri varmış: Ozan Dede. Onu tanıyanlar, “Uyku Sazı Masalı buradan doğmuş,” dermiş.
Ozan Dede’nin yıllar boyunca sevgiyle okşadığı, gövdesi dut ağacından oyulmuş, telleri ay ışığında parlayan bir sazı varmış. Bu sazın üç özel teli varmış: Biri “Gece Teli”, biri “Rüya Teli”, diğeri de “Kalp Teli” diye anılırmış. Ozan Dede bu tellere dokununca, sanki rüzgar yavaşlar, yıldızlar daha sessizce parlar, çocukların göz kapakları ağırlaşırmış.
Bir gün akşamüstü, köydeki çocuklar hiç yerlerinde duramıyormuş. Gün boyu koşup oynamışlar ama nedense hiçbiri uykuya dalamıyormuş. Kimi karanlıktan korkuyor, kimi yarınki oyunları düşünmekten kafasını durduramıyormuş.
- Anne, gözlerimi kapatıyorum ama aklım durmuyor, demiş küçük Ali.
- Ben de uyuyamıyorum, hep yarınki saklambaç oyununu düşünüyorum, diye eklemiş Zeynep.
- Ya rüyamda canavar görürsem? diye fısıldamış Elif.
Anneler, babalar ninni söylemiş, masal anlatmış ama bir türlü olmamış. Sonunda içlerinden biri, pencereden dışarı bakıp tepede yanan küçük ışığı fark etmiş.
- Çocuklar, demiş gülümseyerek. Bakın, Ozan Dede’nin evi yanıyor. Ne dersiniz, Uyku Sazı Masalı’nı dinlemeye hazır mısınız?
Çocukların gözleri parlamış, hepsi bir ağızdan:
- Eveeeet! Uyku Sazı masalı! diye sevinçle bağırmışlar.
Akşam biraz daha koyulaşınca, köyün en meraklı çocuğu olan Ali, omzuna küçük yün şalını alıp arkadaşlarıyla birlikte tepeye doğru yürümüş. Hava serin, gökyüzü pırıl pırılmış. Yürürken fısıldaşıp durmuşlar:
- Sence saz gerçekten insanı uyutuyor mu?
- Belki sadece güzel çalıyordur…
- Benim içim şimdiden ısınıyor, galiba masal çok güzel olacak.
Biraz tırmandıktan sonra, karşılarında küçük taş bir ev belirmiş. Pencerenin önünde, dumanı tüten çayıyla sandalyesine oturmuş, bembeyaz sakallı, gözleri ışıl ışıl gülen Ozan Dede onları bekliyormuş.
- Hoş geldiniz uykusu kaçmış minikler, demiş. Bu saatte yayla yolunda ne işiniz var?
Ali öne çıkmış:
- Uyuyamıyoruz Ozan Dede. Annelerimiz ninni söyledi, masal anlattı ama gözlerimiz kapanmak bilmiyor. Bize Uyku Sazı masalı çalar mısın?
Zeynep elini kaldırmış:
- Hem biraz korkuyoruz… Gece çok sessiz olunca kalbim hızlı atıyor.
Elif de usulca eklemiş:
- Belki sazın sesi kalbimizi sakinleştirir…
Ozan Dede sakalını sıvazlamış, sazını duvardan alıp dizine yerleştirmiş.
- Madem öyle, bu gece size sadece bir masal anlatmayacağım. Masalla karışık bir ninni çalacağım. Ama unutmayın, gerçek uyku sihri sazda değil, sizin kalbinizde saklı. Hazırsanız Uyku Sazı Masalı başlasın.
Gece Teli’ne hafifçe dokunmuş. Sazdan çıkan ilk ses, yumuşacık bir “tıın” gibi yaylaya karışmış. O ses dağların arasına dolaşmış, yukarıdaki bulutlara kadar tırmanmış. Bulutlar sesi duyunca yavaşça toplanıp ayın etrafında halka olmuş.
- Bakın, ay bugün daha sıcak parlıyor, demiş Zeynep.
- Sanki gökyüzü bizi dinliyor, diye fısıldamış Ali.
Ozan Dede bu kez Rüya Teli’ne dokunmuş. Tellerin arasından dökülen ezgiler, ince bir dere gibi odaya yayılmış. Sazın sesi pencereden dışarı süzülüp aşağıdaki köy evlerinin bacalarından içeri girmiş. Henüz yatağına girmemiş çocuklar bile, bu yumuşak sesi duyunca istemsizce esnemeye başlamış.
- Ozan Dede, demiş Elif. Sanki kulaklarıma pamuk seriliyor gibi. İçim ısınıyor.
- Çünkü Rüya Teli, korkuları değil, güzel hayalleri hatırlatır, demiş Ozan Dede. Kalbin neyi dinlemeyi seçerse onu büyütür.
Sonra sıra Kalp Teli’ne gelmiş. Bu telin sesi diğerlerinden farklıymış; ne çok yüksek ne de çok alçak, sanki insanın göğsünün içinden gelen bir ritim gibiymiş. Ozan Dede Kalp Teli’ne üç kez hafifçe vurmuş.
- Dinleyin bakalım, kendi kalp atışınızı duyabiliyor musunuz? diye sormuş.
Çocuklar susmuş, odadaki sessizliğin içinde önce sazın sesi, sonra kendi nefeslerini duymaya başlamışlar. Ali elini göğsüne koymuş:
- Gerçekten… Sanki sazla birlikte kalbim de “dum tak, dum tak” diyor, demiş.
- Benimki de, diye eklemiş Zeynep. Galiba içimdeki telaş yavaşlıyor.
Elif gözlerini kapatmış:
- Kalp Teli sanki “korkma, buradayım” diyor.
Ozan Dede gülümsemiş:
- İşte Uyku Sazı Masalı’nın sırrı burada. Gece Teli gökyüzünü, Rüya Teli hayallerinizi, Kalp Teli de içinizi sakinleştirir. Ama en önemlisi, siz dinlemeyi kabul ettiğiniz için bu masal gerçek olur.
O an dışarıda hafif bir rüzgar esmiş. Daha önce gürültüyle savrulan yapraklar, şimdi sanki sazın ritmine uyarak yavaşça dans ediyormuş. Uzakta bir yerde uykusuz meleyen kuzular, sessizce yere kıvrılmış. Köydeki evlerde lambalar birer birer kısılmış, pencerelerin ardından sadece loş bir ışık görünüyormuş.
Ozan Dede, çocuklara dönmüş:
- Şimdi gözlerinizi kapatın. Saz çalarken, içinizden bir dilek tutun. “Bu gece en güzel rüyayı göreceğim,” deyin.
Ali kısık sesle tekrarlamış:
- Bu gece en güzel rüyayı göreceğim…
Zeynep de eklemiş:
- Ben de arkadaşlarımla oyun oynadığım bir rüya istiyorum…
Elif gülümsemiş:
- Ben de korkmadığım, hep güldüğüm bir rüya istiyorum…
Ozan Dede sazını çalmaya devam ederken, çocukların göz kapakları ağırlaşmaya başlamış. Ali bir anda büyük bir esneme tutturmuş.
- Ozan Dede, masal daha… bitm… diyecekken cümlesi yarım kalmış, başı yana kaymış.
Zeynep’in elinden minik feneri düşmüş, gözleri kapanmış.
Elif, “Ben hiç uyku…” diye mırıldanırken sessizce derin bir nefes almış ve uykuya dalmış.
Ozan Dede sazı yavaşça susturmuş, çocukların üzerine küçük birer yün örtü sermiş. Sonra yıldızlara bakarak fısıldamış:
- Hadi bakalım, rüyalarına güzel oyunlar, sıcak gülüşler ekleyin.
Bir süre sonra, köyün büyükleri tepeye çıkmış. Çocuklarını sandalyede, battaniyelere sarılmış halde mışıl mışıl uyurken görünce şaşırmışlar.
- Demek Uyku Sazı Masalı yine işe yaramış, demiş Ali’nin annesi.
- Sizin sazınız gerçekten sihirli, diye eklemiş Zeynep’in babası.
Ozan Dede başını iki yana sallamış:
- Saz sadece yolu gösterir. Asıl sihir, çocukların temiz kalbinde ve masallara inanma gücünde saklıdır. Onlar inandıkça, ben çalmaya devam ederim.
Anneler, babalar çocuklarını kucaklayıp yumuşak adımlarla köye geri götürmüş. Çocuklar kucaklarda bile uyanmamış, sanki rüyalarında hâlâ sazın sesini duyuyorlarmış.
O gece gökyüzündeki ay biraz daha parlak, yıldızlar biraz daha yakın görünmüş. Yayla sessiz bir battaniye gibi köyün üzerine serilmiş. Her evde, her yatakta bembeyaz rüyalar açmış.
Sabah olduğunda çocuklar gözlerini gülümseyerek açmış. Ali ilk iş olarak pencereden tepeye bakmış:
- Uyku Sazı Masalı gerçekmiş, demiş kendi kendine. Dün gece hiç korkmadım.
Aradan günler, aylar geçse de, ne zaman bir çocuk “Uyuyamıyorum,” dese, anneler pencereden yukarı bakıp şöyle fısıldarmış:
- Hatırlasana, Uyku Sazı Masalı’nı… Derin bir nefes al, kalbini dinle, gözlerini kapat. Belki rüzgar, Ozan Dede’nin saz sesini sana getirir.
Gökten üç elma düşmüş;
Biri uyumakta zorlanan bütün çocukların yastığına konmuş,
Biri Ozan Dede’nin sazına değmiş, tellerine huzur katmış,
Biri de bu masalı okuyan herkesin kalbine yerleşip tatlı rüyalar fısıldamış.
