Üşüyen Kutup Ayısı Masalı

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, gökyüzünün rengârenk ışıklarla süslendiği, kar tanelerinin pamuk gibi uçuştuğu uzak bir kutup ülkesinde Kıtır adında küçük bir kutup ayısı yaşarmış.
Kıtır'ın yuvarlak kulakları, kömür gibi siyah bir burnu ve kocaman patileri varmış. Karların üzerinde yürürken öyle derin izler bırakırmış ki bazen dönüp ayak izlerine bakar, kendi kendine gülermiş.
En sevdiği şey karların üzerinde yuvarlanmak, buz parçalarını burnuyla kaydırmak ve annesiyle saklambaç oynamakmış. Ama küçük kutup ayısının hiç sevmediği bir şey varmış: Gece yatağına girdiğinde üşümek!
Bir akşam Kuzey Kutbu'nda rüzgâr her zamankinden daha sert esmeye başlamış. Kar taneleri havada dönüyor, buz tepelerinden ince ıslık sesleri yükseliyormuş.
Kıtır, annesinin yanındaki yumuşak kar yatağına uzanmış. Önce burnunu patilerinin arasına saklamış. Sonra kuyruğunu kendine doğru çekmiş. Bir sağa dönmüş, bir sola dönmüş. Ama bir türlü rahat edememiş.
— Anneee! Ben üşüyorum!
Anne kutup ayısı başını kaldırıp yavrusuna bakmış.
— Gel bakalım yanıma. Patilerin mi üşüdü?
— Patilerim de üşüdü, burnum da! Hatta kulaklarımın içi bile buz gibi oldu!
Annesi gülümseyerek Kıtır'ı kendine doğru çekmiş. Küçük ayı, annesinin kalın tüylerine sokulmuş. Birkaç dakika sonra yeniden başını kaldırmış.
— Anne, bir şey soracağım.
— Sor bakalım, küçük ayım.
— Biz kutup ayısı değil miyiz?
— Elbette kutup ayısıyız.
— Peki, kutup ayıları soğukta yaşayabiliyorsa ben neden hâlâ üşüyorum?
Annesi cevap vermeden önce başını kaldırıp yuvanın girişine bakmış. Dışarıdan ince bir uğultu geliyormuş. Tam o sırada küçük bir kar tanesi havada süzülüp Kıtır'ın burnuna konmuş.
Kıtır şaşkınlıkla gözlerini kırpıştırmış.
— Anne! Evimizin içinde kar yağıyor!
Anne ayı yerinden doğrulmuş. Girişe doğru yürüyünce soğuk havanın nereden geldiğini anlamış. Gece boyunca esen rüzgâr, yuvanın önündeki kar yığınını dağıtmış. Açılan boşluktan içeri giren hava, doğrudan Kıtır'ın yatağına ulaşıyormuş.
— Şimdi anlaşıldı, küçük burnum. Rüzgâr kendine yeni bir yol bulmuş.
— Hem de benim yatağımın içinden! Başka yol bulamamış mı?
— Görünüşe bakılırsa bulamamış.
Kıtır kaşlarını çatarak girişe bakmış.
— O zaman gidip onunla konuşacağım!
Annesi gülmemek için dudaklarını birbirine bastırmış.
— Rüzgârla mı konuşacaksın?
— Evet! Ona burada küçük bir kutup ayısının uyumaya çalıştığını söyleyeceğim. Hem neden hep benim burnumu buluyor?
Anne ayı, yavrusunun başını okşamış.
— İstersen birlikte dışarı çıkıp rüzgârın nereden geldiğine bakalım. Sonra yuvamızı daha korunaklı hâle getiririz.
Kıtır hemen ayağa kalkmış. Uykusu bir anda kaçmış. Artık üşüdüğünü bile unutmuş, rüzgârın açtığı yolu merak etmeye başlamış.
Dışarı çıktıklarında karların üzerinde ay ışığı parlıyormuş. Gökyüzündeki kutup ışıkları yeşil perdeler gibi dalgalanıyormuş. Uzakta, buzların arasından geçen rüzgâr bazen ince bir ıslık çalıyor, bazen de kocaman bir ayı homurdanıyormuş gibi uğulduyormuş.
Fiyuuuu!
Kıtır başını kaldırmış.
— Anne, rüzgârın ağzı nerede?
— Neden sordun?
— Sürekli ıslık çalıyor da! Biraz yorulmuştur diye düşündüm.
Annesi kahkaha atmış. Kıtır da gülmeye başlamış. Tam o sırada yakınlardaki kar yığınının arkasından küçük bir ses duyulmuş.
— Kimmiş bu gece yarısı ıslık çalan?
Kıtır korkuyla annesinin arkasına saklanmış. Kar yığını kıpırdamış. Önce iki küçük kulak, ardından siyah bir burun görünmüş.
Bu, beyaz tüylü bir kutup tilkisiymiş. Adı Köpük'müş. Kıtır onu çok iyi tanıyormuş. Köpük, gündüzleri karların üzerinde koşar, bazen de kendi kuyruğunu yakalamaya çalışırken durmadan dönermiş.
— Köpük! Sen burada ne yapıyorsun?
— Uyuyordum. Daha doğrusu uyumaya çalışıyordum. Birisi rüzgârla konuşmaya çıkınca uyandım.
Kıtır biraz utanarak burnunu kaşımış.
— Bizim yuvaya soğuk giriyor. Rüzgârı durdurmaya çalışıyoruz.
Köpük, başını yana eğmiş.
— Rüzgârı durdurmak mı? O iş biraz zor olabilir. Ama başka tarafa yönlendirebiliriz.
— Nasıl yani?
— Şuraya bakın!
Köpük, kuyruğuyla yakındaki büyük bir kar tepesini göstermiş. Tepenin rüzgâr alan tarafında karlar savrulurken arka tarafında neredeyse hiç hareket etmiyormuş.
— Ben hep orada uyurum. Rüzgâr kar tepesinin etrafından dolaşır. Arkasında da güzelce dinlenirim.
Kıtır hemen tepenin arkasına koşmuş. Gerçekten de orası daha sakinmiş. Kulaklarının çevresindeki uğultu azalmış.
— Anne! Buldum! Evimizi buraya taşıyalım!
— Evimizi taşımamıza gerek yok. Kendi yuvamızın önüne de böyle bir kar siperi yapabiliriz.
Kıtır'ın gözleri parlamış.
— O zaman kocaman bir tane yapalım! Dağ kadar büyük olsun!
Annesi gülümseyerek cevap vermiş.
— Önce yuvanın girişini koruyacak kadarını yapalım. Hem içeri girip çıkabileceğimiz bir yol da kalmalı.
Üçü birlikte çalışmaya başlamış. Anne ayı patileriyle karları bir araya topluyor, Kıtır küçük yığınları sıkıştırıyor, Köpük de çevredeki gevşek karları düzeltmeye uğraşıyormuş.
Kıtır ilk yaptığı kar yığınını gururla göstermiş.
— Bakın! İşte benim duvarım!
Duvar dediği şey, üst üste konmuş üç küçük kar topundan oluşuyormuş.
Köpük dikkatle bakmış.
— Çok güzel olmuş. Ama sanırım rüzgârın burnu bundan biraz daha büyük!
Kıtır tam cevap verecekken sert bir rüzgâr esmiş.
Fiyuuuu!
Üç kar topu birden dağılmış. Savrulan karlar Köpük'ün yüzüne yapışmış.
Kutup tilkisi gözlerini kapatıp hapşırmış.
— Hapşuu! Sanırım duvarın biraz erken uçtu!
Kıtır önce dağılan kar toplarına bakmış. Sonra Köpük'ün bembeyaz olmuş burnunu görünce gülmeye başlamış.
— Seni kar topuna çevirdim!
Köpük kuyruğunu sallamış.
— Biraz daha uğraşırsan beni kar tepesine çevireceksin!
Anne ayı ikisine de gülümseyerek daha sıkı bir kar yığını hazırlamış. Büyük patileriyle karı bastırıp sağlamlaştırmış. Ardından yuvanın girişinin rüzgâr alan tarafına geniş bir set yapmış. Setin ucu hafifçe kıvrılıyor, girişe doğrudan esen havayı yana yönlendiriyormuş.
Kıtır yeni kar duvarının çevresinde dolaşmış. Bir taraftan bakmış, diğer taraftan bakmış. Sonra aklına bir şey gelmiş.
— Anne, buraya bir kapı yapabilir miyiz?
— Nasıl bir kapı?
— Rüzgâr gelince kapanan, biz gelince açılan bir kapı!
— Öyle bir kapımız yok ama girişin önündeki yolu biraz kıvırırsak rüzgâr doğrudan yatağına ulaşamaz.
Kıtır ön patisini kaldırıp havaya eğri bir çizgi çizmiş.
— Yani içeri girmek isteyen önce biraz dönecek, öyle mi?
— Aynen öyle.
— O zaman rüzgâr da yolunu şaşırsın!
Köpük, yuvanın önünde bir tur atıp neşeyle kuyruğunu sallamış.
— Bence burada yaşayan rüzgâr, dümdüz gitmeye alışmış. Böyle kıvrımlı bir yola şaşırabilir!
Biraz daha kar taşımışlar. Kıtır bazen karları yanlış yere götürüyor, bazen de büyük bir parçayı kaldırmaya çalışırken poposunun üzerine oturuyormuş. Her seferinde ayağa kalkıyor, üzerindeki karları silkeliyormuş.
Sonunda yuvanın önünde, iki tarafı karla çevrili küçük bir geçit oluşmuş. Geçidin bir yanında yüksek kar siperi varmış. İçeri girmek isteyen önce bu siperin çevresinden dönmek zorundaymış.
Anne ayı çalışmayı bitirince geri çekilmiş.
— Şimdi deneyebiliriz.
Üçü de sessizce beklemiş. Çok geçmeden uzaktan yeni bir rüzgâr sesi yükselmiş.
Fiyuuuu!
Kar taneleri havalanmış. Köpük'ün kuyruğu bir yana savrulmuş. Kıtır gözlerini kısıp annesine sokulmuş.
Rüzgâr kar siperine çarpmış, çevresinden dolaşmış ve geçidin öbür tarafına doğru esmeye devam etmiş.
Kıtır heyecanla yuvasına koşmuş. İçeri girip yatağının üzerine uzanmış. Önce burnunu havaya kaldırmış. Sonra sağ kulağını, ardından sol kulağını oynatmış.
Dışarıdaki rüzgâr hâlâ duyuluyormuş ama yatağına eskisi gibi soğuk hava gelmiyormuş.
— Anne! Burada artık kar yağmıyor!
Anne ayı girişten başını uzatmış.
— Patilerin nasıl?
Kıtır patilerini birbirine sürtmüş.
— Biraz soğuklar ama artık titremiyorum!
Köpük de başını yuvanın girişinden uzatmış.
— Peki, benim burnum nasıl görünüyor?
Kıtır ona bakmış. Küçük tilkinin burnunun üzerinde hâlâ minicik bir kar parçası duruyormuş.
— Burnunda bir şey var!
— Ne var?
— Küçük bir kar tepesi!
Köpük burnunu havaya kaldırıp kuvvetlice hapşırmış. Kar parçası fırlayıp Kıtır'ın başına konmuş.
İkisi de gülmekten kendilerini tutamamış.
Bir süre sonra Köpük kendi yuvasına dönmek için hazırlanmış. Kıtır onu kapıya kadar uğurlamış.
— Köpük, yarın yine gelir misin?
— Gelirim. Ama bu kez beni uyandırmadan önce haber ver!
— Uyuyorsan nasıl haber vereceğim?
Köpük bir an durup düşünmüş.
— Doğru ya! O zaman sabah gelirim!
Küçük tilki karların üzerinden seke seke uzaklaşmış. Birkaç adım sonra arkasına dönüp kuyruğunu sallamış. Kıtır da ona patisiyle el sallamış.
Annesi yuvaya dönünce Kıtır'ın yatağını düzeltmiş. Küçük ayı, karın üzerine uzanıp başını annesinin ön patisine yaslamış. Dışarıdaki rüzgârın sesi artık uzaktan geliyormuş.
— Anne, şimdi neden daha sıcak hissediyorum?
— Çünkü soğuk rüzgâr artık doğrudan yuvamıza girmiyor. Kar duvarlarımız bizi koruyor, kalın tüylerimiz de vücudumuzun sıcak kalmasına yardım ediyor.
Kıtır annesinin tüylerine biraz daha sokulmuş.
— Ben en çok burada ısınıyorum.
— Nerede?
— Senin yanında.
Annesi yavrusunu sevgiyle burnundan öpmüş. Kıtır gözlerini kapatmış ama hemen ardından yeniden açmış.
— Anne, bir şey daha sorabilir miyim?
— Tabii ki sorabilirsin.
— Rüzgâr hiç uyumuyor mu?
— Bazen hafifliyor, bazen yeniden esmeye başlıyor.
— Peki, uyumayınca yorulmuyor mu?
— Belki o da bir gün dinlenmek ister.
Kıtır bunu düşünmüş. Dışarıdaki uğultuyu dinlemiş. Sonra yavaşça doğrulup yuvanın girişine seslenmiş.
— Hey, rüzgâr! İstersen sen de biraz dinlenebilirsin. Ama lütfen benim yatağıma gelme!
Dışarıdan uzun, ince bir ıslık duyulmuş.
Fiyuuuu...
Kıtır başını annesine çevirmiş.
— Duydun mu? Bana cevap verdi!
— Ne söyledi acaba?
— Bence iyi geceler dedi.
Anne ayı gülümsemiş.
— Öyleyse biz de iyi geceler diyelim.
— İyi geceler, rüzgâr!
Kıtır gözlerini kapatmış. Annesinin düzenli nefesini, karların arasında dolaşan hafif esintiyi ve uzaktan gelen buz çıtırtılarını dinlemiş. Gökyüzündeki kutup ışıkları yavaşça şekil değiştirirken yuvanın içi sessizleşmiş.
Bir süre sonra Kıtır uykulu bir sesle mırıldanmış.
— Anne...
— Efendim, küçüğüm?
— Yarın Köpük'le oynarken bir kar kalesi yapalım mı?
— Yapabiliriz.
— Ama kalenin bir sürü kapısı olsun...
Anne ayı cevap veremeden Kıtır'ın gözleri kapanmış. Küçük kutup ayısı, annesinin sıcacık tüylerine sokulup derin bir uykuya dalmış. Ama uyurken bile patilerini hafif hafif oynatıyormuş. Çünkü rüyasında Köpük'le birlikte kocaman bir kar kalesi yapıyormuş.
Bu kalenin tam on tane kapısı varmış. Dokuzundan arkadaşları giriyormuş. Onuncusunun önünde ise kocaman bir kar duvarı duruyormuş.
Kıtır uykusunda birden mırıldanmış.
— Köpük... Son kapıyı sakın açma!
Annesi gülümseyerek yavrusunun başını okşamış.
— Neden açmasın, küçük ayım?
Kıtır gözlerini açmadan cevap vermiş.
— Çünkü rüzgâr yine burnumu bulacak!
Anne ayı gülmemek için kendini zor tutmuş. Kıtır'ın dışarıda kalan patisini usulca yanına çekmiş, burnuna küçücük bir öpücük kondurmuş.
Dışarıda rüzgâr hâlâ esiyormuş.
Fiyuuuu... Fiyuuuu...
Ama ne kadar uğraşırsa uğraşsın, kar duvarının arkasındaki sıcacık yuvaya giremiyormuş.
İçerideyse başka bir ses yükselmiş.
Puf... Puf... Puf...
Bu kez ıslık çalan rüzgâr değil, mışıl mışıl uyuyan Kıtır'mış!
Annesi başını yavrusunun yanına koymuş. Gökyüzündeki kutup ışıkları usulca dans ederken Kuzey Kutbu'nun en üşengeç küçük ayısı, gecenin en tatlı uykusuna dalmış.
Gökten üç elma düşmüş.
Biri sonunda sıcacık uyuyan Kıtır'ın rüyasına, biri kabarık kuyruğunu yastık yapan Köpük'ün yanına, üçüncüsü de bütün gece kapı arayan rüzgârın önüne düşmüş.
Rüzgâr elmayı bir üflemiş, iki üflemiş, üçüncüde yuvarlayıp uzaklara götürmüş. Ama Kıtır'ın burnunu bir daha bulamamış!
