Prenses ile Mucit Çocuk

Prenses-ile-Mucit-Çocuk Masalı ile Prenses Hikayeleri

Prenses ile Mucit Çocuk

Sarayın üst katındaki koridorda bıyıklı bir balık yüzüyormuş. Ne su varmış ortada ne de akvaryum. Balık, duvarın üzerinde ağır ağır ilerliyor, arada bir kuyruğunu oynatıyormuş. Hemen arkasından şemsiyeli bir tavşan çıkınca Prenses İdil elindeki kurabiyeyi yemeyi unutmuş.

— Bir balığın bıyığı olabilir mi? diye fısıldamış. — Peki tavşan neden evin içinde şemsiye taşıyor?

Balık, koridorun sonundaki kapıya yaklaşınca birden küçülmüş ve kaybolmuş. İdil kapıyı tıklatmış. İçeriden önce bir tıkırtı, ardından telaşlı bir ses gelmiş.

— Bir dakika! Balığın kuyruğu sandalyeye takıldı!

Kapıyı açan çocuk, İdil'le hemen hemen aynı yaştaymış. Saçları dağılmış, gömleğinin cebinden renkli ipler sarkıyormuş. Adının Kuzey olduğunu söylemiş. Annesi sarayın kitaplarını onarırmış; o da kullanmadıkları bu odada küçük icatlar yaparmış.

Masanın üstünde kartondan kesilmiş hayvanlar, mandallar, tahta makaralar ve camlı bir lamba duruyormuş. İdil az önce gördüğü bıyıklı balığı hemen tanımış. Balığın gövdesi avuç içi kadarmış.

— Koridorda kocamandı! demiş.

Kuzey balığı lambanın önüne kaldırmış. Duvarda koskoca bir balık gölgesi belirmiş. Kartonu ışığa yaklaştırınca gölge büyümüş, duvara yaklaştırınca küçülmüş.

— Vay canına! demiş İdil. — Şu küçük balık, koca bir gemiyi bile korkutabilir.

— Gemi daha yapmadım, demiş Kuzey. — Ama istersen bir tane kesebilirim.

Meğer Kuzey, küçük kardeşi Nisa için hareketli bir masal hazırlıyormuş. Nisa kitaplarda gördüğü hayvanları çok severmiş. Geçen akşam ağabeyine, resimlerin neden sayfadan çıkıp yürümediğini sormuş. Kuzey de ona ertesi akşam duvarda yürüyen bir masal göstereceğine söz vermiş.

Ne var ki gölge oyunu henüz pek yolunda gitmiyormuş. Tavşan sağa giderken şemsiyesi sola dönüyor, kirpinin kurdelesi gövdesine dolanıyor, balık da bazen burnunun üzerinde yürüyormuş.

— Balık burnunun üzerinde yürürse Nisa çok güler, demiş İdil.

— Bir kere güler. Sonra neden yüzmediğini sorar, diye karşılık vermiş Kuzey. — Ben de cevap veremem.

İdil tavşanı eline almış. Kartonun arkasına bağlanan iki ince çubuktan biri gevşekmiş. Çubuğu bir mandalla sabitlemiş. Kuzey hareket ettirince tavşan bu kez şemsiyesini başının üstünde tutabilmiş.

— Oldu! demiş Kuzey.

— Henüz olmadı. Tavşanın ayakları yerde değil, havada, demiş İdil.

Kuzey kartonu biraz aşağı indirmiş. Tavşanın gölgesi duvarın alt kenarına yaklaşmış. Artık yürüyormuş gibi görünüyormuş. İdil bir adım geri çekilip gözlerini kısmış.

— Şimdi de sanki bir yere yetişiyor. Nereye gidiyor bu tavşan?

Kuzey omuz silkmiş. Karakterleri yapmış ama masalın tamamını henüz düşünmemiş. İkisi masanın başına oturmuş. İdil, tavşanın şemsiyesini bıyıklı balığa ödünç verebileceğini söylemiş. Kuzey balığın niçin şemsiye isteyeceğini sorunca prenses hiç duraksamamış.

— Belki denizin altında yağmur yağıyordur.

— Denizin altında mı?

— Evet. Islanmak istemeyen bir balık düşün. Hem de bıyıklı!

Kuzey öyle gülmüş ki cebindeki makaralar birbirine çarpmış. Sonunda balığın denizin en yaşlı sakini olmasına karar vermişler. Ona herkes Bıyık Dede diye seslenecekmiş. Kurdeleli kirpi de Bıyık Dede'nin doğum gününe pasta götürecekmiş.

Pasta yapmaya sıra gelince Kuzey kartondan yuvarlak bir şekil kesmiş. İdil üzerine üç küçük mum eklemiş. Lambanın önüne koyduklarında duvarda neredeyse tavşan kadar büyük bir pasta belirmiş.

— Bıyık Dede bunu tek başına yiyemez, demiş Kuzey.

— Zaten misafir bekliyor. Üç mum varsa üç dilim keseriz, demiş İdil.

İkisi bir süre prova yapmış. Kuzey, tavşanı bir ip boyunca yürütmek için makara çevirmiş. İdil kirpiyi sahneye çıkarmış. Tam kirpi pastasını gösterecekken sarayın turuncu kedisi Tarçın, kapı aralığından içeri süzülmüş.

Tarçın'ın gözü yerde uzanan ipe takılmış. Önce patisiyle yoklamış, sonra ipi ağzına alıp masanın altına kaçmış. Tavşan bir anda havalanmış; kirpi de onu izleyince iki gölge üst üste binmiş. Duvarda şemsiyeli, dikenli, dört kulaklı bir yaratık belirmiş.

— Bu da kim? diye sormuş İdil, gülmesini tutamayarak.

— Tarçın'ın icadı, demiş Kuzey. — Fakat henüz adını bilmiyoruz.

İdil kediye eğilmiş. Tarçın, ipi bırakıp masum masum yüzüne bakmış. Sanki bütün bunları başka bir kedi yapmış gibi patisini yalamaya başlamış.

İpi kurtardıktan sonra Kuzey, makaraları masanın iki ayrı kenarına yerleştirmiş. Böylece tavşanla kirpi birbirine dolanmadan hareket edebilmiş. İdil de Tarçın için pencerenin önüne yumuşak bir minder koymuş. Kedi mindere yerleşmiş ama ipleri göz ucuyla izlemeyi bırakmamış.

Ertesi akşam Nisa annesiyle gelmiş. Saçının bir yanında yıldız, öbür yanında çilek şeklinde toka varmış. Odaya girer girmez lambaya, kartonlara ve duvarın önüne çekilen küçük perdeye bakmış.

— Masal nerede? diye sormuş.

— Saklandı, demiş İdil. — Sen oturunca ortaya çıkacak.

Nisa minderine bağdaş kurarak oturmuş. Annesi yanına yerleşmiş. Kuzey lambayı ayarlamış, İdil de perdeyi hafifçe çekmiş. Duvarda önce ince bir ay görünmüş. Sonra tavşan çıkmış; başında şapkası, elinde kocaman bir şemsiyesi varmış.

— İyi akşamlar, diye seslenmiş Kuzey, tavşanın sesiyle. — Denize giden yolu bilen var mı?

Nisa hemen parmağını kaldırmış.

— Ben biliyorum! Ama niye denize gidiyorsun?

— Bıyık Dede şemsiyemi istedi. Denizin altında yağmur yağıyormuş!

Nisa bir an düşünmüş. Sonra yerinden kalkmadan başını yana eğmiş.

— Balıklar zaten ıslak değil mi?

İdil'le Kuzey birbirlerine bakmış. Bu soruyu hiç hesaba katmamışlar. Kuzey tavşanı yürütmeyi bırakınca İdil hemen bıyıklı balığı sahneye çıkarmış.

— Ben yalnızca bıyıklarım ıslanmasın istiyorum, demiş kalın bir sesle. — Kurumaları çok uzun sürüyor!

Nisa kahkahaya boğulmuş. Balık duvarda ağır ağır ilerlerken prenses ona şemsiyeyi uzatmış. Kuzey de kirpiyi sahneye sokmuş. Kirpinin sırtında kurdele, önünde doğum günü pastası varmış.

— Peki pasta kim için? diye sormuş Nisa.

— Bıyık Dede için, demiş kirpiyi konuşturan Kuzey. — Bugün tam yüz yaşında!

— Yüz yaşında mı? O zaman yüz mum gerek!

İdil pastanın üzerindeki üç muma bakmış. Bir şey söyleyecekken Kuzey eğilip fısıldamış.

— Yüz mum çizmemizi istemeden bir şey bul!

Prenses sesini inceltip kirpiye dönmüş.

— Diğer mumlar pastanın içinde saklanıyor. Hepsi birden çıkarsa pasta görünmez!

Nisa buna çok gülmüş. Ardından kirpinin neden ayakkabı giymediğini sormuş. İdil kirpiyi dikkatle çevirmiş. Ayaklarına ayakkabı çizmeyi gerçekten unutmuşlar. Kuzey, kirpiyi birkaç adım zıplatınca Nisa ellerini çırpmış.

— Ayakkabısız daha hızlı gidiyor!

Gösteri devam ederken Tarçın minderinden kalkmış. Hiç ses çıkarmadan lambanın önünden yürümüş. Bir anda duvarı kaplayan koskoca bir kedi gölgesi belirmiş. Balık küçücük kalmış, tavşanın şemsiyesi kedinin kulağına değmiş.

Nisa nefesini tutmuş.

— Aaa! Dev kedi geldi!

Kuzey kediyi kucağına alacakken İdil eliyle durmasını işaret etmiş. Sonra tavşanı dev gölgenin önüne getirmiş.

— Hoş geldiniz, Sayın Gece Bekçisi, demiş tavşanın sesiyle. — Bıyık Dede'nin doğum günü pastasını korur musunuz?

Tarçın tam o sırada uzun uzun miyavlamış. Nisa, kedinin cevap verdiğine inanıp heyecanla ayağa kalkmış.

— Kabul etti! Ama ona da pasta verin!

İdil pastayı Tarçın'ın gölgesine yaklaştırmış. Kedi başını çevirince sanki kocaman pastayı kokluyormuş gibi görünmüş. Kuzey balığı oynatmış. Bıyık Dede, şemsiyesinin altından çıkıp gölge misafirlerinin yanına gelmiş.

Az sonra Tarçın sıkılıp kapıya yönelmiş. Duvardaki kocaman gölgesi yavaş yavaş küçülmüş, kuyruğu son kez sallanmış ve ortadan kaybolmuş. Nisa iki elini dizlerine vurmuş.

— Bir daha gelsin! Bekçi kedi pastasını yemeden gitti!

Masal bitince ışıklar açılmış. Nisa hemen sahnenin arkasına koşmuş. Karton balığı eline alınca kaşlarını kaldırmış. Duvarda dev gibi görünen Bıyık Dede, şimdi avucunun içine sığıyormuş.

— Ağabey, bunu ben de oynatabilir miyim? diye sormuş.

Kuzey ona kısa bir çubuk uzatmış. Nisa balığı lambanın önüne kaldırmış. Gölge büyüyünce sevinçle zıplamış; balık da duvarda zıplamış.

— Bıyık Dede dans ediyor! diye bağırmış.

İdil tavşanı almış, Kuzey kirpiyi. Üçü birden hayvanları oynatmaya başlamış. O kadar çok gülmüşler ki Tarçın kapının önüne geri dönmüş. İçeride neler olduğunu merak eder gibi başını uzatmış.

Nisa kediyi görür görmez herkesi durdurmuş.

— Yarın başka bir masal yapacağız! demiş. — Bu kez başrolde Tarçın olacak.

Kuzey kedinin yanına çömelmiş.

— Peki ne yapacakmış başroldeki Tarçın?

Tam o sırada Tarçın, Kuzey'in yere bıraktığı kırmızı kurdeleyi kapıp kapıya doğru koşmuş.

— İşte! Kurdeleyi çalan kedi! diye bağırmış Nisa.

Tarçın kapının önünde durmuş. Ağzındaki kurdeleyle dönüp onlara bakmış. Ardından kurdeleyi yere bırakıp patisiyle üzerine basmış.

Prenses İdil gülerek ayağa kalkmış.

— Sanırım Tarçın, kurdeleyi geri vermek istemiyor.

— Çünkü o artık bir hazine! demiş Nisa.

Kuzey, kedinin duvara düşen gölgesini fark etmiş. Lambanın ışığı kapıya kadar uzandığı için Tarçın'ın gölgesi olduğundan çok daha büyük görünüyormuş. Kedinin kuyruğu duvarda kocaman bir soru işareti gibi kıvrılmış.

— İdil, bak! Sahnemizin yeni oyuncusu kendi kendine gösteri yapıyor!

Prenses, karton tavşanı alıp kedinin gölgesine doğru yürütmüş.

— Sayın Kedi, kirpinin kırmızı kurdelesini gördünüz mü? diye sormuş tavşanın sesiyle.

Tarçın başını yana eğmiş.

— Miyav!

— Duydunuz mu? diye bağırmış Nisa. — Görmedim, diyor! Ama kurdele patisinin altında!

Kuzey, bıyıklı balığı da duvara yansıtmış.

— Ben yüz yıldır böyle bir kedi görmedim! demiş Bıyık Dede'nin kalın sesiyle.

Nisa gülmekten minderin üzerine yuvarlanmış. Annesi de gülümseyerek yanına oturmuş.

Tarçın ise bütün bu kahkahalara aldırmadan kurdeleyi ağzına almış. Minderine doğru yürüyüp üç kez kendi etrafında dönmüş ve kurdeleyi önüne koyarak uyumaya hazırlanmış.

Prenses İdil, Kuzey'e dönmüş.

— Galiba hırsızımızı yakaladık.

— Ama kurdeleyi geri alamadık, demiş Kuzey.

Nisa hemen itiraz etmiş.

— Almayın zaten! Tarçın'ın ilk gösterisinden kazandığı ödül olsun!

Kuzey lambayı söndürmeye hazırlanırken Nisa son bir kez duvara bakmış.

— Ağabey, yarın duvarda bir ejderha yürüyebilir mi?

— Yürüyebilir. Ama önce bir ejderha yapmamız gerekiyor.

— O zaman kanatlarını ben yapacağım! demiş Nisa.

İdil gülümsemiş.

— Ben de kuyruğunu yaparım.

Kuzey başını sallamış.

— Peki, ejderhanın başını kim yapacak?

Tam o sırada Tarçın uykusunda kocaman esnemiş.

Nisa kediyi gösterip kahkahalarla gülmüş.

— Buldum! Tarçın'ın başını büyütelim! Zaten ejderha gibi esniyor!

Tarçın gözlerinden birini aralayıp onlara bakmış. Sonra başını patilerinin arasına saklamış.

Kuzey, masasındaki boş kartonun üzerine kocaman iki kulak çizmiş. Nisa hemen yanına iki küçük boynuz eklemiş. İdil ise kartonun altına uzun, kıvrımlı bir kuyruk çizmiş.

Üçü birden resme bakınca yeniden gülmeye başlamış.

Çünkü karşılarında henüz tamamlanmamış, kedi kulaklı, boynuzlu ve upuzun kuyruklu bir ejderha duruyormuş.

Tarçın'ın bundan haberi bile yokmuş.