Paylaşmayı Seven Horoz Masalı

Paylaşmayı Seven Horoz Masalı Oku

Horoz Fırfır, sabah erkenden uyandığında yatağından fırlamış. Çünkü bugün çiftliğin eski beyaz duvarına kocaman bir resim yapacakmış. Üstelik resimde güneş, çiçekler, rengârenk evler ve kendi kocaman kırmızı ibiği olacakmış!

Yatağının altından küçük teneke kutusunu çıkarmış. Kutunun içinde kırmızı, sarı, mavi, yeşil ve mor tebeşirler varmış. Büyükannesi bu kutuyu ona doğum gününde hediye etmiş. Fırfır, her tebeşiri özenle kullanır, küçücük parçalarını bile kaybetmezmiş.

O sabah kutuyu kanadının altına sıkıştırıp bahçeye koşmuş.

— Ü-ürü-üü! Bugün çiftliğin en güzel resmini yapacağım!

Beyaz duvarın önüne oturmuş. Önce sarı tebeşirle kocaman bir güneş çizmiş. Ardından yeşil bir çimenlik, mavi bir gökyüzü ve kırmızı çatılı bir ev yapmış.

Tam evin penceresini boyayacakken arkasından bir ses duyulmuş.

— Fırfır! Buraya bir gölet çizebilir miyim?

Gelen, ördek Mina'ymış. Sarı gagasını havaya kaldırmış, duvardaki resme hayranlıkla bakıyormuş.

— Gölet mi? diye sormuş Fırfır.

— Evet! İçinde yüzebileceğim kocaman bir gölet! Bir de suyun üstünde üç ördek olsun. En öndeki ben olacağım!

Fırfır, elindeki mavi tebeşire bakmış. Gökyüzünü henüz tamamlamamış ama arkadaşının heyecanını görünce gülümsemiş.

— Al bakalım! Yalnız göleti evimin kapısına kadar getirme. Sabah kalkınca yüzerek dışarı çıkmak istemiyorum!

Mina kahkahalarla gülmüş.

— Merak etme! Kapının önüne küçük bir köprü de çizerim!

Mavi tebeşiri alıp duvarın altına büyük bir gölet yapmış. Ardından suya üç ördek çizmiş. İlk ördeğin başı biraz büyük, ikincinin gagası eğri, üçüncünün ise kuyruğu neredeyse kafası kadarmış.

Fırfır resimlere bakıp şaşırmış.

— Mina, bu ördeğin kuyruğu neden bu kadar büyük?

— Çünkü çok hızlı yüzüyor! Kuyruğuyla suyu itiyor!

— Peki öteki neden ters duruyor?

Mina resmine yaklaşmış.

— Aaa! Onu yanlış çizmişim!

İkisi de gülmeye başlamış.

O sırada keçi Zuzu, çitin üzerinden başını uzatmış.

— Burada ne yapıyorsunuz? Ben de gelebilir miyim?

— Gel tabii! diye seslenmiş Fırfır. — Ama dikkat et, gölette biraz tuhaf ördekler yüzüyor!

Zuzu koşarak gelmiş. Resimleri görünce sevinçle zıplamış.

— Burası harika! Ama dağlar nerede? Dağ olmadan ben nereye tırmanacağım?

Fırfır yeşil tebeşiri uzatmış.

— O zaman dağları sen yap!

Zuzu işe koyulmuş. Önce küçük bir tepe, sonra onun yanına daha büyük bir tepe çizmiş. Üçüncüsünü yaparken tebeşire biraz fazla bastırmış.

Çıt!

Yeşil tebeşir ikiye ayrılmış.

Zuzu'nun kulakları düşmüş.

— Fırfır, tebeşirini kırdım! Hem de en güzel yeşilini!

Fırfır yerdeki parçayı almış. Birini Zuzu'ya uzatmış, diğerini kendi kanadında tutmuş.

— Bak, şimdi iki tane yeşilimiz oldu! Sen dağın bir tarafını boya, ben de öbür tarafını boyayayım.

Zuzu'nun yüzü aydınlanmış.

— Gerçekten kızmadın mı?

— Neden kızayım? Dağımızın iki tarafı var ama elimizde tek tebeşir vardı. Şimdi daha kolay boyarız!

İkisi yan yana çalışmaya başlamış. Fırfır küçük ağaçlar yapmış, Zuzu da tepelerin üzerine çiçekler çizmiş.

Ancak Zuzu'nun çizdiği çiçeklerden biri kocaman, yuvarlak ve biraz yamukmuş.

Mina ona bakıp gülmüş.

— Bu çiçek mi, lahana mı?

— Çiçek! demiş Zuzu. — Ama biraz fazla büyümüş olabilir.

Fırfır, çiçeğin yanına minicik bir kelebek çizmiş.

— İşte şimdi anlaşıldı! Kelebek bile onu çiçek sanmış!

Arkadaşlar kahkahalarla gülmüş.

Bir süre sonra bahçeye kaplumbağa Misket gelmiş. Yavaş yavaş yürüyerek duvarın önüne ulaşmış. Başını kaldırıp rengârenk resimlere bakmış.

— Ne güzel olmuş! Ben de bir şey çizebilir miyim?

— Elbette! demiş Fırfır. — Ne çizmek istersin?

Misket biraz düşünmüş.

— Küçücük bir ev. Kapısı da olsun, penceresi de.

— Ama senin zaten sırtında evin var! demiş Zuzu.

Misket gülümsemiş.

— Biliyorum. Yine de resimdeki arkadaşlarımın beni ziyarete gelebileceği bir ev olsun istiyorum.

Fırfır sarı tebeşiri uzatmış.

Misket, duvarın yağmurdan korunan köşesine geçmiş. Önce küçücük bir kapı çizmiş. Sonra yanına iki pencere eklemiş.

Kapının üzerine yıldız biçiminde bir tokmak yapmış.

— Bitti! demiş sevinçle.

Fırfır eğilip resme bakmış.

— Çok güzel olmuş! Ama bu kapıdan ben nasıl geçeceğim?

— Biraz eğilmen gerekiyor, demiş Misket.

Fırfır başını iyice aşağı indirmiş.

— Böyle mi?

— Biraz daha!

Horoz neredeyse gagasını yere değdirecekmiş.

— Daha fazla eğilirsem ibiğim yere süpürge olacak!

Misket gülmekten kabuğunun içine saklanmış.

Tam o sırada çitin arkasından incecik bir ses duyulmuş.

— Ben de resim yapabilir miyim?

Gelen, çiftliğin en küçük civcivi Pıtı'ymış.

Sarı tüyleri kabarık, ayakları minicikmiş. Elinde hiçbir şey yokmuş. Duvara yaklaşmış ama arkadaşlarının yaptığı resimleri görünce biraz çekinmiş.

— Benim tebeşirim yok, demiş usulca.

Fırfır hemen kutusunu göstermiş.

— Benimkileri kullanabilirsin! Hangi rengi istersin?

Pıtı renkleri tek tek incelemiş.

Sonra kutunun köşesinde duran kısacık kırmızı tebeşiri göstermiş.

— Bunu alabilir miyim?

Fırfır bir an durmuş.

Çünkü o kırmızı tebeşir, büyükannesinin verdiği kutudan kalan en sevdiği parçaymış. Üstelik duvardaki kendi resminin ibiğini henüz tamamlamamış.

Pıtı, Fırfır'ın duraksadığını görünce kanatlarını indirmiş.

— İstersen başka bir renk seçebilirim.

Fırfır kırmızı tebeşire bakmış. Sonra Pıtı'nın merakla parlayan gözlerini görmüş.

— Hayır, kırmızıyı alabilirsin! Ama çok kısa kaldı. Elinden düşürmemeye dikkat et.

Pıtı sevinçle zıplamış.

— Çok dikkatli kullanacağım!

— Peki ne çizeceksin?

Pıtı gagasını kanadının arkasına saklamış.

— Sürpriz! Bitince göstereceğim.

Minik civciv, Misket'in yaptığı küçük evin yanına geçmiş. Saçağın altında kalan boş köşeye bir şeyler çizmeye başlamış.

Fırfır ne yaptığını görmek istemiş ama Pıtı hemen önüne geçmiş.

— Bakmak yok!

— Bir gözümle baksam?

— O da olmaz!

— Peki ibiğimle baksam?

Pıtı kıkırdamış.

— İbikler bakamaz ki!

Arkadaşlar duvarın öbür tarafında resim yapmaya devam etmiş.

Fırfır mavi tebeşirle gökyüzünü tamamlamış. Mina göletine küçük balıklar eklemiş. Zuzu dağların üzerine rengârenk çiçekler çizmiş.

Misket ise evinin kapısına bir basamak yapmış.

Duvar o kadar güzel olmuş ki çiftlikteki hayvanlar gelip resimleri seyretmeye başlamış.

İnek Benek, dağlara bakıp başını sallamış.

— Ben şu yeşil tepede oturmak isterdim.

Koyun Pamuk, göleti göstermiş.

— Ben de şurada dinlenirdim. Ama suya düşmeden!

Fırfır gururla kanatlarını açmış.

— Daha bitmedi! Birazdan kendi resmimin ibiğini de boyayacağım!

Tam kırmızı tebeşiri arayacakken gökyüzünden burnuna küçücük bir damla düşmüş.

Pıt!

Ardından bir damla daha gelmiş.

Pıt! Pıt!

Fırfır başını kaldırmış.

— Aaa! Gökyüzü resmimize su serpmeye başladı!

Mina kanatlarını açmış.

— Yağmur yağıyor!

Bir anda damlalar çoğalmış.

Arkadaşlar saçağın altına koşmuş. Fırfır tebeşir kutusunu kanadının altında korumuş. Zuzu, Misket'in yavaş ilerlediğini görünce yanında durmuş.

— Gel Misket, beraber gidelim!

Misket başını kabuğundan uzatmış.

— Geliyorum! Ama benim acele etmem biraz uzun sürüyor!

Hepsi saçağın altına sığınmış.

Yağmur beyaz duvardan süzülmeye başlamış. Mina'nın mavi göleti aşağı doğru uzamış. Zuzu'nun yeşil dağları birbirine karışmış. Fırfır'ın kocaman kırmızı gövdesinden incecik çizgiler akmış.

Horoz gözlerini kocaman açmış.

— Eyvah! Ben eriyorum!

Mina duvardaki resme bakmış.

— Hayır Fırfır! Sen gölette yüzmeye başlamışsın!

Gerçekten de kırmızı boya maviyle karışmış, horozun ayaklarının çevresinde garip dalgalar oluşmuş.

Zuzu kahkahalarla gülmüş.

— Bakın! Dağım da yüzüyor!

Fırfır önce resmine üzülmüş. Sabah erkenden yaptığı güneş, çatılı ev ve kocaman horoz neredeyse silinmiş.

Ama Mina, yağmurun değiştirdiği şekillerden birini gösterince gülümsemeden duramamış.

— Fırfır, şu balığa bak!

Duvarın ortasında, kırmızı ibiğe benzeyen bir şekil mavi bir balığın başına yerleşmiş.

— O balık benim ibiğimi takmış! diye bağırmış Fırfır.

— Belki de horoz olmak istiyordur! demiş Zuzu.

Misket başını uzatmış.

— Ama ötemez ki!

Fırfır hemen göğsünü kabartmış.

— O zaman ona öğretelim! Ü-ürü-üü!

Arkadaşlar kahkahalara boğulmuş.

Bir süre sonra yağmur yavaşlamış. Bulutların arasından güneş görünmüş. Beyaz duvarın büyük bölümü silinmiş ama saçağın altındaki küçük ev yerinde duruyormuş.

Üstelik evin yanında rengârenk başka bir resim varmış!

Fırfır şaşkınlıkla yaklaşmış.

— Pıtı! Sen ne çizdin böyle?

Minik civciv heyecanla kanatlarını çırpmış.

— Sürprizim bitti!

Resimde kocaman kırmızı ibikli bir horoz varmış. Horozun yanında mavi gagalı bir ördek, yeşil bir dağın üzerinde keçi, küçük sarı kapının önünde kaplumbağa ve hepsinin arasında minicik bir civciv duruyormuş.

Civcivin başında kocaman bir kırmızı şapka varmış.

Fırfır şapkayı gösterip sormuş:

— Pıtı, sen neden kırmızı şapka takıyorsun?

Pıtı kıkırdamış.

— O şapka değil! Senin ibiğinin bir parçası!

— Benim ibiğimi mi aldın?

— Birazcık! Çünkü resimde hepimizin aynı anda gülmesini istedim.

Fırfır resme dikkatle bakmış.

Gerçekten de hepsi gülüyormuş.

Mina'nın gagası yukarı kalkmış, Zuzu'nun kulakları iki yana açılmış, Misket başını kabuğundan uzatmış. Pıtı ise Fırfır'ın yanında minicik görünüyormuş.

Ama resimdeki Fırfır'ın ibiği öyle büyükmüş ki neredeyse çatının üzerine değiyormuş.

— Pıtı! Benim ibiğim gerçekten bu kadar büyük mü?

— Biraz büyük çizdim, demiş Pıtı. — Çünkü en güzel kırmızı tebeşiri sen verdin.

Fırfır'ın yüzünde kocaman bir gülümseme belirmiş.

Pıtı, kalan kırmızı tebeşiri ona uzatmış.

— Bak, birazı da kaldı!

Fırfır parçayı almış. Tebeşir küçücükmüş ama kullanılır durumdaymış.

Sonra duvardaki resme yeniden bakmış.

— Biliyor musunuz? demiş. — Bu resimde bir şey eksik!

Mina hemen sormuş:

— Ne eksik? Gölet mi?

— Hayır!

Zuzu öne çıkmış.

— Dağ mı?

— O da değil!

Misket yavaşça yaklaşmış.

— Yeni bir kapı mı?

Fırfır başını sallamış.

— Hepimiz burada duruyoruz ama ayaklarımızın altında yol yok! Nasıl birbirimizi ziyarete gideceğiz?

Mina hemen mavi tebeşiri getirmiş.

Zuzu yeşilin kalan parçasını uzatmış.

Misket sarı tebeşiri almış.

Pıtı ise heyecanla zıplamış.

— Ben de yardım edeceğim!

Birlikte küçük evden başlayan kıvrımlı bir yol çizmişler. Yol önce gölete uğramış, sonra dağın etrafından dönmüş, en sonunda kırmızı ibikli horozun ayaklarına ulaşmış.

Mina yolun kenarına üç küçük çiçek eklemiş.

Zuzu çiçeklerin yanına bir bank çizmiş.

Misket de evin önüne minicik bir posta kutusu yapmış.

Pıtı posta kutusuna bakıp sormuş:

— Buraya mektup gelir mi?

Fırfır gülümsemiş.

— Gelir tabii! Ama önce birinin mektup yazması gerekir.

Pıtı hemen sarı tebeşiri almış.

— Ben yazarım!

Duvarın boş köşesine küçük bir zarf çizmiş. İçine de kocaman kırmızı bir kalp yerleştirmiş.

Fırfır şaşkınlıkla bakmış.

— Bu mektup kime?

Pıtı gülerek cevap vermiş:

— Hepimize!

Güneş alçalmaya başlayınca arkadaşlar tebeşirleri toplamış. Kutunun içinde artık bazı renkler kısacık, bazıları da iki parçaymış.

Fırfır her birini dikkatle yerleştirmiş.

Mina elindeki son mavi parçayı kutuya bırakmış.

— Yarın yine resim yapabilir miyiz?

— Elbette! demiş Fırfır.

Zuzu neşeyle zıplamış.

— Bu kez kocaman bir gemi çizeceğim!

— Ama gemiyi dağın tepesine koyma! demiş Mina.

Misket başını sallamış.

— Ben de geminin içine bir ev yaparım.

Fırfır kahkaha atmış.

— O zaman Misket, denizin ortasında bile evinden çıkmamış olacak!

Arkadaşlar vedalaşıp yuvalarına dönmüş.

Fırfır da teneke kutusunu kanadının altına almış. Tam uzaklaşacakken duvarın önünde küçük bir hareket fark etmiş.

Çiftliğin kedisi Nohut, Pıtı'nın çizdiği sarı kapıya yaklaşmış. Önce kapıyı koklamış, sonra patisiyle yıldız biçimindeki tokmağa dokunmuş.

Tık! Tık!

Fırfır gülümsemiş.

— Nohut! O kapı gerçek değil!

Kedi ona bakıp miyavlamış.

Sonra kapının önündeki kuru taşa kıvrılıp oturmuş.

Fırfır biraz düşünmüş, ardından kutusundan kalan kırmızı tebeşiri çıkarmış. Sarı kapının yanına küçücük, kırmızı bir minder çizmiş.

— İşte! Artık senin de oturacak bir yerin var!

Nohut resme bakmış, sonra gerçek taşın üzerinde biraz daha rahat yerleşip gözlerini kapatmış.

Ertesi sabah Fırfır erkenden uyanmış. Bahçeye çıktığında Nohut'u yine aynı taşın üzerinde bulmuş. Fakat bu kez yanında Misket oturuyormuş. Kaplumbağa, sarı kapının üzerine yeni bir pencere çiziyormuş.

Fırfır merakla yaklaşmış.

— Misket! Bu saatte ne yapıyorsun?

— Nohut gece kapının önünde uyumuş, demiş Misket. — Ben de sabah içeriyi görebilsin diye pencere yapıyorum.

Fırfır pencereye bakmış.

— Ama camı yok!

— Daha çizmedim.

Fırfır kutusunu açmış, mavi tebeşiri Misket'e uzatmış.

Tam o sırada Nohut esnemiş, ön patilerini uzatmış ve pencerenin önüne oturmuş.

Misket gülümsemiş.

— Sanırım evimizin bekçisi hazır!

Fırfır da kanatlarını iki yana açıp neşeyle ötmüş:

— Ü-ürü-üü! Günaydın, Nohut! Bugün evinin önüne bir bahçe yapıyoruz!

Nohut gözlerini açıp onlara bakmış.

Sonra kalkıp duvardan biraz uzaklaşmış.

Fırfır şaşırmış.

— Nereye gidiyorsun?

Kedi, bahçedeki küçük papatyalardan birinin yanına oturmuş.

Misket başını kaldırmış.

— Galiba bahçesini nereye istediğini gösteriyor!

Fırfır sarı tebeşiri alıp papatyanın resmini yapmaya başlamış.

Nohut da gerçek papatyayı koklayıp hapşırmış.

— Hapşuu!

Fırfır'la Misket öyle çok gülmüş ki Fırfır'ın elindeki tebeşir kaymış. Çizdiği papatyanın ortasında kocaman sarı bir burun oluşmuş.

Fırfır resme bakıp yeniden kahkaha atmış.

— Nohut! Artık duvarda senin gibi hapşıran bir papatyamız var!

Gökten üç elma düşmüş: Biri en sevdiği renkleri arkadaşlarıyla paylaşan horoz Fırfır'a, biri birlikte rengârenk hayaller çizen çiftlikteki dostlarına, biri de Nohut'un hapşıran papatyasına gülerek bu masalı dinleyen bütün çocuklara.