Nasreddin Hoca ve Şirinler Köyü Masalı

Nasreddin Hoca ve Şirinler Köyü Masalı Oku

Bir varmış bir yokmuş… Uçsuz bucaksız bir ovadan geçip yemyeşil bir ormana giren, güler yüzlü, nüktedan bir dede varmış. Adı herkesçe “Narlı Dede” diye bilinirmiş ama insanlar onun fıkralarını Nasreddin Hoca masalları gibi anlattığı için, birçok çocuk onu kendi masallarında Nasreddin Hoca'nın dostu sanırmış.

Bir gün Narlı Dede, boynunda renkli kuşağı, başında beyaz kavuğu, sırtında yeşil ceketiyle eşeğine binmiş yolda giderken, hiç görmediği kadar gür ve mavi ışıklı bir ormana varmış. Eşeği birden duruvermiş.

- Heey yol arkadaşım, niye durdun böyle? demiş Dede.
Eşek homurdanır gibi anırmış:
- İiiii… Burada bir tuhaflık var dede, hava sanki masal kokuyor.

Narlı Dede etrafına bakmış ve yerde mantar şekilli minicik evler görmüş. Pencereleri yuvarlak, kapıları kalp şekilli, bacalarından pembe dumanlar çıkıyormuş.

- Vay benim meraklı gözlerim, demiş. Bu kocaman dünyada hâlâ görmediğim köyler varmış.

Tam o sırada boyları bir karış kadar olan, mavi tenli, beyaz şapkalı küçük varlıklar etrafını sarmış. Aralarından, uzun beyaz sakallı, kırmızı pelerinli olanı öne çıkmış.

- Hoş geldin büyük yolcu, demiş nazikçe. Ben Mavi Baba, burası da Mavi Minikler Köyü.
Narlı Dede gülümsemiş:
- Ben de Narlı Dede. Yolda adım Nasreddin Hoca’ya da çıkar, neşeli sözleri severim. Sizin köyünüz de pek şirinmiş doğrusu!

Mavi Miniklerin arasında pembe elbiseli, saçına çiçek takmış Pembeçiçek, kocaman kaslı Güçlücan ve burnunun ucuna kadar gelen gözlüklü Gözlükçü varmış. Hepsi misafirlerini merakla incelemiş.

- Bu kadar büyük birini ilk kez görüyorum, demiş Pembeçiçek.
- Acaba mantar evimizin çatısı seni taşır mı? diye şakalaşmış Güçlücan.
Gözlükçü başını sallamış:
- Önce tartışmayalım, önce tanışalım. Bilgi paylaşınca artar.

Narlı Dede gülerek eşeğinden inmiş, onların mantar evleri arasında dolaşmaya başlamış. Her evin önünde çiçek bahçeleri, minik taş yollar, köprülerle süslenmiş dereler varmış.

- Siz bu Mavi Minikler Köyü’nü ne güzel kurmuşsunuz, demiş. Meğer Nasreddin Hoca ve Şirinler Köyü masalı diye anlatılan rüya, burada gerçek gibi yaşıyormuş.

Derken köyün ortasına geldiklerinde, yerinden kımıldamayan kocaman bir kaya görmüş. Kayaya dokunan her Mavi Minik geri sekip düşüyormuş.

- Günümüzün derdi işte bu, demiş Mavi Baba. Bu kayanın altında su kaynağı var. Kışa girmeden suya ulaşmamız gerekiyor ama taşı hiçbirimiz hareket ettiremiyoruz.
Güçlücan göğsünü kabartmış:
- Merak etmeyin, ben hallederim! demiş.

Güçlücan kayayı itmiş, itmiş, kendini morartıncaya kadar zorlamış ama kaya kımıldamamış.

- Güç var ama hesap yoksa iş zor, diye mırıldanmış Narlı Dede.

Mavi Minikler bir yandan çekiştirmiş, bir yandan itmiş; kaya yine yerinden oynamamış. Pembeçiçek endişeyle Narlı Dede’ye dönmüş.

- Senin fıkraların çözüm bulur mu dersin, diye sormuş.
Narlı Dede gülmüş:
- Fıkra değil ama biraz akıl, biraz da birlik işe yarar.

Eşeğinin heybesinden uzun bir ip çıkarmış. İpi kayanın etrafından dolaştırıp düğümlemiş.

- Şimdi siz bu taraftan çekin, ben de eşeğimle öbür taraftan asılayım, demiş.
Gözlükçü merakla sormuş:
- Ama bu kaya tek seferde nasıl hareket etsin?
- Bir kişinin gücü, akılla birleşen birçok küçük güce eklenirse dağ bile yerinden oynar, demiş Dede.

Mavi Minikler ipi sıkıca tutmuşlar. Narlı Dede de eşeğine seslenmiş:

- Hadi bakalım yol arkadaşım, bugünkü yemeğin suyu bu kayaya bağlı. Birlikte çekelim!

Hep bir ağızdan “Bir, iki, üç!” diye bağırıp asıldıklarında, kocaman kaya “gııırrt” diye bir ses çıkararak yana doğru yuvarlanmış. Altından pırıl pırıl bir su kaynağı fışkırmış.

Mavi Minikler sevinç çığlıkları atmış.

- Yaşasın birlik, yaşasın akıl! diye bağırmış Güçlücan.
Pembeçiçek heyecanla:
- Narlı Dede, sen olmasan bu iş olmazdı, demiş.
Narlı Dede eliyle işaret etmiş:
- Yanılıyorsun. Ben olmasam da siz sonunda çözerdiniz. Ben sadece ipi buldum, asıl gücü birleştiren siz oldunuz.

Akşam olunca Mavi Minikler, Narlı Dede için renkli mantar lambalarıyla süslü bir sofra hazırlamışlar. Ortaya mantar böreği, orman meyvesi şerbeti, bal soslu fındık tatlısı getirmişler.

- Afiyet olsun bilge misafirimiz, demiş Mavi Baba.
- Afiyet benden, espri sizden, demiş Dede ve başlamış kendi köyünden komik hikayeler anlatmaya.

- Bir gün göle yoğurt mayası atmışım…
- Niye ki? diye sormuş Gözlükçü.
- Ya tutarsa! demiş Narlı Dede göz kırparak.

Mavi Minikler kahkahalarla gülmüşler. Köyün içinde “hi hi hi” sesleri yankılanmış. O gece gökyüzündeki yıldızlar bile bu kahkahalara eşlik eder gibi daha parlak yanmış.

Gece ilerleyince Pembeçiçek yavaşça fısıldamış:

- Keşke bizden hiç ayrılmasan Narlı Dede.
- Her masalın misafiri bir gün yola çıkar, demiş Dede. Ama merak etmeyin; sizinle geçirdiğim bu günü, çocuklara Nasreddin Hoca ve Şirinler Köyü masalı dinler gibi anlatacağım. Adlarınız değişse de, kalbinizdeki iyilik hep aynı kalacak.

Sabah olduğunda eşeğine binen Narlı Dede’ye, Mavi Baba küçük, ışıklı bir mantar vermiş.

- Bunu nereye koyarsan koy, sana bu köyü hatırlatsın, demiş.
Narlı Dede gülümsemiş:
- Ben zaten her gittiğim yere mavi bir gülüş, yeşil bir umut götürürüm. Şimdi bir de ışıklı mantarım oldu.

Ormandan çıkarken, Mavi Minikler hep bir ağızdan bağırmış:

- Güle güle Narlı Dede! Aklını, şakalarını ve dostluğunu unutmayacağız!
Narlı Dede de geriye dönüp el sallamış:
- Siz de doğaya saygıyı, birliği ve neşeyi unutmayın küçük dostlarım!

O günden sonra, hangi çocuk “Nasreddin Hoca ve Şirinler Köyü masalı anlatır mısın?” dese, büyükler bu Mavi Minikler Köyü’nü ve Narlı Dede’nin akıl dolu oyunlarını anlatmaya başlamışlar. İsimler değişse de masalın kalbi aynı kalmış: akıl, doğa sevgisi ve paylaşım.

Gökten üç mavi mantar düşmüş;
Biri aklını kullanan ama kalbini unutmayanlara,
Biri farklı olanı sevip sayan çocuklara,
Biri de bu masalı okurken gülümseyen herkesin kalbine dostluk tohumu olarak yerleşmiş.

Bu masal masalpu yazarı yorumuyla Atiye tarafından yazıldı.