Mavi Peri ile Turuncu Kedi Masalı

Mavi Peri Nilay ile Turuncu Kedi Masalı Oku

Mavi Peri ile Turuncu Kedi Masalı, gökyüzünden kaybolan gün batımını bulmak için Aynasız Saray’a giden iki cesur arkadaşın macerasını anlatır. Sevgi, cesaret ve kendine inanma üzerine yazılan bu eğlenceli çocuk masalı, minik okurları benzersiz bir masal dünyasına götürür.

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, gökyüzü henüz bu kadar yüksek değilken Bulutaltı adında küçük bir kasaba varmış. Bu kasabanın bir tarafında deniz, diğer tarafında da tepeleri pamuk gibi yumuşak görünen Mavi Dağ bulunurmuş.

Bulutaltı’nda her şeyin kendine ait bir rengi varmış. Postanenin kapısı mor, fırının bacası sarı, Saatçi Nuri’nin dükkânı yemyeşilmiş. Kasabanın ortasındaki çeşmeden ise yalnızca güneş doğarken pembe su akarmış.

Kasabanın en güzel zamanı gün batımıymış.

Güneş, Mavi Dağ’ın arkasına inerken gökyüzüne önce altın sarısı bir mendil serer, ardından turuncu ve kırmızı renkleri birbirine karıştırırmış. Çocuklar o saatte pencerelere koşar, kuşlar yuvalarına döner, büyükler işlerini bırakıp birkaç dakika gökyüzünü seyredermiş.

Gün batımını herkesten çok seven biri varmış: Turuncu kedi Kıvılcım.

Kıvılcım’ın sırtında koyu turuncu çizgiler, burnunun üzerinde de küçük beyaz bir benek bulunurmuş. Kuyruğunun ucu, sanki biri yanlışlıkla boyaya batırmış gibi kıpkırmızıymış.

Her akşam Mavi Dağ’a çıkar, en yüksek kayanın üzerine oturur ve güneşi uğurlarmış.

— Yarın yine gelmeyi unutma! diye seslenirmiş.

Güneş ona cevap vermezmiş elbette. Fakat son ışığını Kıvılcım’ın bıyıklarına dokundurur, sonra dağın arkasında kaybolurmuş.

Bir akşam Kıvılcım yine kayaya çıkmış. Patilerini önünde birleştirmiş, kuyruğunu yanına kıvırmış ve gün batımını beklemeye başlamış.

Beklemiş…

Biraz daha beklemiş…

Fakat gökyüzü turuncuya dönmemiş.

Güneş, sanki görünmez bir el tarafından üflenmiş bir mum gibi aniden sönmüş. Ne altın sarısı ışık görünmüş ne de gökyüzünde tek bir kırmızı çizgi kalmış. Gündüz bitmiş, gece birdenbire başlamış.

Kıvılcım şaşkınlıkla ayağa kalkmış.

— Bir dakika! Gün batımı nereye gitti?

Gökyüzünden cevap gelmemiş.

Tam o sırada Mavi Dağ’ın tepesinden parlak bir şey yuvarlanmış. Kıvılcım onu pençelerinin arasında yakalamış. Bu, ceviz büyüklüğünde, mavi bir cam küreymiş. Kürenin içinde kanatları titreşen minicik bir peri varmış.

— Beni çıkarır mısın? demiş peri.

Kıvılcım küreyi kulağına yaklaştırmış.

— Önce şu soruyu cevapla: Sen gerçekten küçücük müsün, yoksa bu küre mi seni küçülttü?

— Küre küçülttü.

— Güzel. Çünkü seni cebime koymayı düşünüyordum ama cebim yok.

Peri ellerini beline koymuş.

— Küreyi taşın üzerine vur, Kıvılcım!

Turuncu kedi şaşırmış.

— Benim adımı nereden biliyorsun?

— Bütün akşamlarını bu tepede geçiriyorsun. Seni tanımamak için gökyüzüne hiç bakmamak gerekir.

Kıvılcım küreyi yumuşak bir yosunun üzerine bırakmış.

— Taşa vurursam canın acımaz mı?

Perinin kızgın yüzü bir anda yumuşamış.

— Canım acımaz. Bu küre, yalnızca içindeki kişiye zarar vermek isteyen biri tarafından kırılamaz. Sen beni korumaya çalıştığın için kırabilirsin.

Kıvılcım küreye patisiyle hafifçe vurmuş. Cam küre “çın” diye ikiye ayrılmış. İçinden mavi bir ışık yükselmiş ve peri gerçek boyuna dönmüş.

Perinin saçları uzun bir nehir gibi beline kadar uzanıyormuş. Elbisesinin üzerinde minik yıldızlar, sırtında dört saydam kanat varmış. Elindeki değneğin ucunda ise parlayan mavi bir tüy duruyormuş.

— Ben Mavi Peri Nilay, demiş. — Gökyüzündeki renk kapılarının bekçisiyim.

Kıvılcım gözlerini kısmış.

— O hâlde gün batımının neden gelmediğini biliyor olmalısın.

Nilay başını üzgünce eğmiş.

— Gün batımını Aynasız Kral çaldı.

— Bir kral neden gökyüzünü çalsın? Kendi gökyüzü yok muymuş?

Mavi Peri, dağın arkasındaki kapkaranlık vadiyi göstermiş.

— Aynasız Kral, yıllar önce kendi sarayındaki bütün aynaları kırdı. Çünkü aynalarda yalnızca kendisini görmekten bıkmıştı. O günden sonra güzel olan hiçbir şeye bakmadı. Başkalarının da güzellikleri görmesini istemediği için bu gece Gün Batımı Feneri’ni sarayına götürdü.

Kıvılcım gökyüzüne baktı. Yıldızlar bile eskisi kadar parlak değildi.

— Fener geri gelmezse ne olur?

— Gündüzler bir anda bitecek. Çocuklar oyunlarını yarım bırakacak, kuşlar yuvalarına dönüş yolunu bulamayacak. Zamanla insanlar başlarını kaldırıp gökyüzüne bakmayı unutacak.

Kıvılcım hiç düşünmeden Mavi Dağ’ın karanlık tarafına yönelmiş.

— O zaman feneri geri alacağız.

Nilay onun önüne uçmuş.

— Aynasız Saray’a giden yol çok tehlikeli. Üstelik büyülerim çalışmıyor. Kral beni küreye kapatırken değneğimin üç ışığını söndürdü.

— Benim zaten büyüm yok. Yine de geliyorum.

— Neden?

Kıvılcım bir an durmuş. Kuyruğunun kırmızı ucuyla karanlık gökyüzünü göstermiş.

— Çünkü sevdiğin bir şey kaybolduğunda onu aramak için sihir gerekmez.

Mavi Peri gülümsemiş. Böylece mavi kanatlı bir periyle turuncu tüylü bir kedinin yolculuğu başlamış.

Aynasız Saray’a ulaşmak için önce Fısıltısız Orman’dan geçmeleri gerekiyormuş. Bu ormanda yüksek sesle söylenen her söz kaybolur, yalnızca fısıltılar duyulurmuş.

Kıvılcım daha ilk adımında bağırmış:

— Burası sandığım kadar korkunç değil!

Fakat kendi sesini duyamamış. Ağzından çıkan kelimeler, sabun köpükleri gibi havaya yükselip dalların arasında patlamış.

Mavi Peri kulağına yaklaşmış.

— Burada fısıldamalısın.

Kıvılcım da fısıldamış:

— Bunu daha önce söyleyebilirdin.

— Söyledim ama bağırdığın için duymadın.

Ormanın ortasına vardıklarında yolları üçe ayrılmış. Birinci yolun başında “En Kısa Yol”, ikincisinde “En Güvenli Yol”, üçüncüsünde ise “Kimsenin Seçmediği Yol” yazıyormuş.

Kıvılcım kısa yolu seçmek istemiş. Ancak Nilay yerdeki izleri fark etmiş. “En Kısa Yol” tabelasının arkasında büyük pençe izleri, “En Güvenli Yol” tabelasının altında ise derin bir çukur varmış.

Kıvılcım üçüncü yola bakmış.

— Demek ki kimsenin seçmediği yol bize kaldı.

— Korkuyor musun? diye fısıldamış Nilay.

— Biraz.

— Bunu bu kadar kolay söyleyeceğini düşünmemiştim.

— Korkmadığımı söylersem pençelerimin titremesi çok komik görünür.

Mavi Peri, Kıvılcım’ın yanına konmuş.

— Korkmak geri dönmemiz gerektiği anlamına gelmez.

Kıvılcım başını sallamış.

— O zaman korkumuzu da yanımıza alalım. Burada tek başına kalmasın.

Kimsenin seçmediği yola girmişler. Yol onları ormanın içinde saklanan küçük bir göle çıkarmış. Gölün kıyısında, dalları suya kadar uzanan yaşlı bir söğüt ağacı varmış.

Ağacın kökleri arasında mavi bir ışık yanıp sönüyormuş.

Nilay yaklaşınca değneğinin ucundaki sönmüş ışıklardan biri yeniden parlamış.

Yaşlı söğüt yapraklarını sallamış.

— Korktuğunu saklamadan yoluna devam eden kişi, cesaret ışığını kazanır, demiş.

Nilay değneğini kaldırmış. Birinci ışık dönerek yerine yerleşmiş.

— Bir ışığımız geri geldi!

Kıvılcım ağaca bakmış.

— Bunu önceden söyleseydin daha erken korktuğumu itiraf ederdim.

Ormandan çıktıktan sonra önlerine Uykucu Nehir çıkmış. Nehrin suyu akmıyor, horlayarak uyuyormuş. Karşı kıyıya geçebilecekleri bir köprü de yokmuş.

Nilay değneğindeki cesaret ışığını kullanarak mavi bir kayık oluşturmuş. İkisi kayığa binmiş ancak kürekleri olmadığı için yerlerinden kıpırdayamamışlar.

Kıvılcım kuyruğunu suya daldırıp kürek gibi kullanmaya başlamış.

— İşte şimdi kuyruğumun neden bu kadar gösterişli olduğunu anladım.

Tam nehrin ortasına geldiklerinde kayığın altında büyük bir gölge belirmiş. Sudan pulları gümüş renkli kocaman bir balık çıkmış.

— Bu nehirden geçen herkes bana en değerli eşyasını vermek zorunda, demiş balık.

Mavi Peri değneğini arkasına saklamış. Kıvılcım’ın yanında ise küçük, kırmızı bir düğmeden başka bir şey yokmuş. O düğmeyi yıllar önce kendisini büyüten terzi nine vermişti. Kıvılcım onu boynundaki ince ipe bağlı olarak taşırmış.

Balık sabırsızca kuyruğunu vurmuş.

— En değerli eşyanızı vermezseniz karşı kıyıya geçemezsiniz.

Nilay tacını çıkaracakken Kıvılcım onu durdurmuş. Boynundaki kırmızı düğmeyi çözmüş ve suyun üzerine bırakmış.

Mavi Peri şaşırmış.

— O düğmeyi çok seviyordun.

— Seviyorum. Ama kasabadaki bütün çocukların gün batımından daha değerli değil.

Kocaman balık düğmeyi almamış. Suyun üzerine üfleyerek onu yeniden Kıvılcım’a göndermiş.

— Sevdiğin bir şeyi başkaları için bırakmaya hazır olman yeterliydi, demiş.

O anda Nilay’ın değneğindeki ikinci ışık yanmış.

— Bu da paylaşma ışığı, demiş Mavi Peri.

Balık kuyruğuyla suya vurmuş ve kayığı karşı kıyıya kadar itmiş.

Akşamdan beri süren yolculuğun sonunda Aynasız Saray’a ulaşmışlar. Sarayın pencereleri yokmuş. Duvarları simsiyah taşlardan yapılmış, kapısında da yüzü olmayan iki taş nöbetçi bekliyormuş.

Nilay cesaret ışığını değneğinden çıkarıp kapının üzerine dokundurmuş. Kocaman kapı sessizce açılmış.

Sarayın en büyük salonunda Aynasız Kral oturuyormuş. Başında eğri bir taç, omuzlarında gri bir pelerin varmış. Yanındaki demir kafesin içinde Gün Batımı Feneri parlıyormuş.

Fenerin içinde altın sarısı, kırmızı, pembe ve turuncu renkler birbirinin etrafında dönüyormuş.

Kıvılcım heyecanla ileri atılmış.

— O fener bizim!

Aynasız Kral yerinden kalkmış.

— Gökyüzünde duran bir şey nasıl sizin olabilir?

— O zaman senin de olamaz, demiş Kıvılcım.

Kral bu cevabı beklemiyormuş. Bir an ne söyleyeceğini bilememiş.

Mavi Peri öne çıkmış.

— Feneri yerine koymalısın. Gün batımı olmazsa bütün kasaba karanlıkta kalacak.

— Beni ilgilendirmez. Ben yıllardır karanlıkta yaşıyorum. Bir kişi güzelliği göremiyorsa hiç kimse görmemeli.

Kıvılcım salonun çevresine bakmış. Duvarlarda yüzlerce boş çerçeve varmış. Kırık aynaların parçaları ise büyük bir sandıkta saklanıyormuş.

Turuncu kedi yavaşça kralın yanına yaklaşmış.

— Aynaları neden kırdın?

Kral başını çevirmiş.

— Çünkü baktığım her aynada başımdaki eğri tacı, uzun burnumu ve küçük gözlerimi gördüm. Kendimi beğenmedim. Başkalarının güzel şeylere bakarak mutlu olmasına da dayanamadım.

Kıvılcım düşünceli bir şekilde bıyıklarını oynatmış.

— Benim de kuyruğumun ucu kırmızı. Kasabadaki hiçbir kedi bana benzemiyor. Küçükken kuyruğumu çamura saklamaya çalışırdım.

Kral ilk kez dikkatle ona bakmış.

— Sonra ne oldu?

— Bir gün çamur kurudu ve kaşınmaya başladı. O kadar uğraştım ki kuyruğumdan utanmayı unuttum.

Nilay gülümsemiş.

— Kıvılcım’ın anlatmak istediği şu: Aynaları kırınca kendinden kaçmış olmadın. Yalnızca çevrendeki bütün güzellikleri kaybettin.

Kral, fenerin kafesine baktı.

— Feneri verirsem sarayım yeniden karanlık olacak.

Kıvılcım pençesiyle fenerin kafesini işaret etmiş.

— Gün batımını kafese koyduğun için zaten karanlıktasın. Onu serbest bırakırsan ışığı senin pencerene de gelir.

Kral uzun süre konuşmamış.

Sonunda cebinden altın bir anahtar çıkararak kafesi açmış. Fakat Gün Batımı Feneri dışarı çıkmamış. İçindeki renkler giderek solmaya başlamış.

Mavi Peri değneğini kaldırmış.

— Üçüncü ışık olmadan feneri gökyüzüne taşıyamam.

— Üçüncü ışık nedir? diye sormuş Kıvılcım.

— Bilmiyorum. Her peri onu kendi yolculuğunda bulur.

Kıvılcım fenerin önüne oturmuş. Yol boyunca yaşadıklarını düşünmüş. Korktuğunu söyleyerek cesaret ışığını, en değerli düğmesini vermeye razı olarak paylaşma ışığını bulmuşlardı.

Şimdi ihtiyaç duydukları şey neydi?

Kıvılcım, Aynasız Kral’a bakmış. Kral kötü bir şey yapmıştı ama bunu yalnız ve mutsuz olduğu için yapmıştı.

Turuncu kedi feneri bırakıp kralın yanına gitmiş.

— Bizimle gel, demiş.

Kral şaşırmış.

— Gün batımını çaldım. Beni nasıl davet edebilirsin?

— Yaptığını doğru bulmuyorum. Ama hatanı düzelttiysen sonsuza kadar bu karanlık sarayda kalmana da gerek yok.

O anda Mavi Peri’nin değneğinde üçüncü ışık yanmış.

Işık, diğerlerinden daha sıcak ve parlakmış.

Nilay sevinçle bağırmış:

— Bu, bağışlama ışığı!

Üç ışık değneğin ucunda birleşmiş. Mavi Peri feneri kafesten çıkarmış ve değneğiyle gökyüzüne doğru kaldırmış.

Gün Batımı Feneri sarayın tavanını delmeden içinden geçmiş, bulutların arasına yükselmiş. Altın sarısı ışık dağların üzerine dökülmüş. Kırmızı ve pembe renkler gökyüzüne yayılmış. Turuncu ışık ise uzun bir yol çizerek Bulutaltı’na kadar uzanmış.

Kasabanın çocukları pencerelere koşmuş.

Kuşlar yeniden yuvalarına dönmüş.

Deniz, gökyüzündeki renkleri üzerine giyerek parlamış.

Aynasız Saray’ın duvarlarında ilk kez sıcak bir ışık belirmiş. Kral sandıktaki kırık aynalardan birini çıkarmış. Aynada eğri tacını ve uzun burnunu görmüş.

Sonra yanı başında duran Mavi Peri ile turuncu kediyi fark etmiş.

Gülümsemiş.

— Aynalar yalnızca eksiklerimi göstermiyormuş, demiş. — Yanımda kimlerin olduğunu da gösteriyormuş.

Üçü birlikte Bulutaltı’na dönmüş. Kasaba halkı önce Aynasız Kral’dan çekinmiş fakat kral herkesten özür dilemiş. Sarayındaki bütün boş çerçeveleri çocuklara hediye etmiş. Çocuklar bu çerçevelerin içine en sevdikleri manzaraları çizmişler.

Mavi Peri Nilay, yeniden gökyüzündeki renk kapılarının başına geçmiş. Kıvılcım ise her akşam Mavi Dağ’ın üzerindeki kayaya çıkmayı sürdürmüş.

Artık yanında bazen Mavi Peri, bazen de tacını düzelttirmeyi sonunda kabul eden eski Aynasız Kral oturuyormuş.

Güneş dağın arkasına inerken Kıvılcım yine seslenmiş:

— Yarın gelmeyi unutma!

Nilay ona bakıp gülmüş.

— Sence güneş bir gün gerçekten cevap verecek mi?

Kıvılcım kuyruğunu patilerinin üzerine dolamış.

— Belki vermiştir. Bazı cevapları duymak için kulak değil, biraz sabır gerekir.

O günden sonra Bulutaltı’nda hiçbir gün batımı diğerine benzememiş. Gökyüzü her akşam yeni renklerle süslenmiş. Kasabadakiler de güzel bir şey gördüklerinde onu saklamak yerine birbirleriyle paylaşmışlar.

Çünkü güzellik paylaşıldıkça eksilmez, daha çok kişinin gökyüzünü aydınlatırmış.

Gökten üç elma düşmüş: Biri korksa da yoluna devam edenlere, biri sahip olduğu güzellikleri paylaşanlara, biri de Mavi Peri ile Turuncu Kedi Masalı’nı sevgiyle okuyan çocuklara…