Maşa ile Koca Ayı Masalı

Maşa ile Koca Ayı Masalı Oku

Bir varmış, bir yokmuş... Uçsuz bucaksız bir ormanda, küçük, yaramaz ama çok sevimli bir kız çocuğu yaşarmış. Adı Maşa’ymış. Maşa’nın en yakın arkadaşı ise kocaman, sabırlı ve sevecen Koca Ayı’ymış.

Bir gün Maşa, ormanın ortasında hoplaya zıplaya yürürken birdenbire durdu. Kulağını ormanın derinliklerine doğru uzattı.

— Ayııı! Duyuyor musun bu sesi?

Koca Ayı kulaklarını dikti ama hiçbir şey duyamadı.

— Ne sesi Maşa? Ben hiçbir şey duymuyorum.

Maşa’nın gözleri hüzünle doldu.

— Bir melodi vardı! Çok eski ve çok tanıdık bir şarkı gibiydi. Ama birden kayboldu...

Koca Ayı, Maşa’nın üzgün halini görünce hemen eğildi.

— Belki de rüzgârın getirdiği bir sestir. Hadi gel, biraz sıcak çay yapayım sana. Hem içimizi ısıtırız, hem düşünürüz.

Ama Maşa başını iki yana salladı.

— Hayır, bu sıradan bir melodi değildi. Bu... Bu bir hatıranın sesi gibiydi. Sanki bir şey bana beni bul diyordu.

Koca Ayı derin bir iç çekti. Maşa’nın sezgilerine güvenirdi. O yüzden karar verdiler: Bu gizemli melodinin kaynağını bulacaklardı.

Sabah güneşi ağaçların arasından sızarken, Maşa ve Koca Ayı sırt çantalarını hazırlayıp ormanın derinliklerine doğru yola çıktılar. Yanlarına harita, büyüteç, biraz bal ve kurabiyeler aldılar.

— Bu ormanda daha önce hiç gitmediğimiz yerler var mı?

Koca Ayı düşünceli bir şekilde çevresine baktı.

— Belki de kuzey yamacının ötesindeki eski dere yatağına gitmeliyiz. Oraya yıllardır kimse gitmedi.

Yol boyunca birçok farklı hayvana rastladılar. Kurbağa, sincap ve hatta konuşkan papağan Pako bile onların önüne çıktı.

— Heyyy! Maşa! Koca Ayı! Nereye böyle?

Pako bu sözleri ağaçtan bağırmıştı.

— Gizemli bir melodi arıyoruz!

Pako kanatlarını çırpıp merakla düşündü.

— Melodi mi? Hmm... Belki eski Müzik Ağacı’nı kastediyorsunuz!

Koca Ayı merakla başını kaldırdı.

— Müzik Ağacı mı?

— Evet, evet! Çok eskiden, bir ağacın dallarından rüzgârla müzik sesi gelirmiş. Ama kimse tam yerini bilmez.

Maşa gözlerini kocaman açtı.

— Pako! Bizi oraya götürmelisin!

Pako başını iki yana salladı.

— Ben bilmem ama yaşlı baykuş Bay KocaGöz belki bilir. O her şeyi bilir!

Güneş batmak üzereyken, yaşlı baykuşun yaşadığı dev çınar ağacına vardılar. Bay KocaGöz, gözlüğünü takıp aşağı baktı.

— Maşa... Koca Ayı... Ne işiniz var bu tenha yerlerde?

Maşa ciddiyetle konuşmaya başladı.

— Bay KocaGöz, eski bir melodiyi duyduk ve onun kaynağını arıyoruz. Pako Müzik Ağacı’ndan bahsetti. Siz onu biliyor musunuz?

Baykuş uzun uzun düşündü.

— Ahh... Müzik Ağacı... Çok eski bir efsanedir. Derler ki bu ağaç bir zamanlar çocuk kahkahalarıyla beslenirmiş. Ama zamanla unutulmuş. Ağaç da sesini kaybetmiş...

Maşa hemen öne atıldı.

— Ama ben onun melodisini duydum!

Baykuş, gözlüğünü indirip Maşa’nın gözlerinin içine baktı.

— Eğer sen gerçekten duymuşsan, bu ağacı yeniden uyandırabilirsin.

Maşa heyecanla sordu.

— Nasıl?

— Onun kalbine gitmelisin. Ormanın kalbine. Ama dikkatli ol. Orası biraz... duygusaldır.

Ertesi gün sabahın erken saatlerinde, Maşa ve Koca Ayı ormanın kalbine doğru yürüdüler. Yol giderek sessizleşiyor, ağaçlar daha da sıklaşıyordu. Bir noktada kuşlar bile ötmüyordu artık.

Sonunda yosunlarla kaplı dev bir ağacın önünde durdular. Ağaç gerçekten farklıydı. Gövdesinde küçük delikler vardı. Sanki kocaman bir flüt gibi görünüyordu.

Maşa yavaşça ağaca yaklaştı. Elini ağacın gövdesine koydu. Gözlerini kapattı.

Ve birden...

Ağaçtan hafif bir ezgi yükseldi. Tıpkı Maşa’nın duyduğu o melodiydi.

— Koca Ayı! Bu o! Bu müzik!

Koca Ayı gözlerine inanamadı. Melodi nazikçe dalların arasından süzülüyordu.

Ama birden müzik durdu.

Maşa gözlerini açtı. Yüzü kederliydi.

— Beni duydu ama devam etmedi...

Tam o anda, ağacın gövdesinde hafif bir parıltı belirdi. Parıltı yavaşça bir cümleye dönüştü:

— Beni uyandıran, kahkaha ve dostluktur.

Maşa gözlerini kocaman açtı.

— Ağacı yeniden canlandırmak için kahkahaya ihtiyacı varmış!

O andan itibaren Maşa ve Koca Ayı, ağacın yanında küçük bir kamp kurdular. Maşa her gün hikâyeler anlattı, şarkılar söyledi, dans etti ve oyunlar oynadı. Koca Ayı da tüm sabrıyla ona eşlik etti. Bazen beceriksizce dans etti, bazen komik hareketler yaptı ve Maşa’yı kahkahalara boğdu.

Günler geçtikçe Müzik Ağacı’nın melodisi her gün biraz daha uzun sürdü, biraz daha yüksek çaldı. Bir sabah, tüm orman o melodiyi duymaya başladı.

Hayvanlar birer birer ağacın yanına geldiler. Kurbağalar dans etti, sincaplar ritim tuttu, papağanlar şarkı söyledi.

Ve o gece, ormanın kalbinde büyük bir şenlik yapıldı. Müzik Ağacı tam anlamıyla uyanmıştı. Her dalı, her yaprağı melodilerle titreşiyordu.

Şenlikten sonra Maşa, ağacın yanına gidip yavaşça fısıldadı.

— Seni asla unutmayacağız.

Ağaç bir kez daha parladı ve Maşa’ya küçük bir müzik kutusu verdi. Maşa kutuyu açtığında, o gizemli melodinin aynısı çalmaya başladı.

Koca Ayı, Maşa’nın başını sevgiyle okşadı.

— Bu, senin ne kadar özel biri olduğunu kanıtlıyor.

Maşa gülerek cevap verdi.

— Ben sadece arkadaş oldum... ve biraz da komik.

O günden sonra, ormanda ne zaman biri üzülse, Maşa onlara müzik kutusunu çalardı. Herkes bilirdi ki gerçek müzik; dostlukta, kahkahada ve sevgiyle hatırlanan anılardadır.