Hayvanlara Zarar Verenlere Ders Verme Masalı

Hayvanlara Zarar Verenlere Ders Verme Masalı

Misket Vadisi’nde sabahlar kuş sesleriyle başlardı. Bahçelerin arasından ince bir dere akar, dut ağaçlarının gölgesi taş yollara serilirdi. Kediler güneşli duvar diplerinde uyur, köpekler fırının önünde uslu uslu bekler, serçeler de çatıların kenarında küçük toplantılar yapardı.

Bu vadide Defne adında dikkatli ve merhametli bir çocuk yaşardı. Defne, hayvanları yalnızca sevmezdi; onları anlamaya çalışırdı. Bir kedinin korkunca nasıl saklandığını, bir köpeğin üzülünce gözlerini nasıl yere indirdiğini, bir kuşun telaşla kanat çırpınca yardım istediğini bilirdi.

Bir sabah okul yolunda eski dut ağacının dibinde küçük bir kirpi gördü. Kirpi büzülmüş, dikenlerine kuru otlar dolanmıştı. Sanki bütün gece korkmuş, sabahı zor etmişti.

— Korkma küçük dostum, sana yardım edeceğim.

Kirpi minicik burnunu oynattı. Defne yavaşça yaklaştı, onu ürkütmeden kuru otları temizledi. Yanına küçük bir kap su bıraktı. Kirpi biraz sakinleşince incecik bir sesle konuştu:

— Dün bazı çocuklar bana taş attı. Ben sadece yolumdan geçiyordum.

Defne’nin içi burkuldu. O an kızmak istedi ama kendini tuttu. Çünkü bazı çocuklar yaptıkları şeyin ne kadar acı verdiğini gerçekten anlamıyordu. Defne, onlara bağırarak değil, düşündürerek ders vermeye karar verdi.

Okul çıkışında kasabanın arkasındaki boş arsaya gitti. Bora, Mert ve Cem oradaydı. Eski tenekelere küçük taşlar atıyor, çıkan sesten eğleniyorlardı. Tenekelerin hemen yanında sarı bir kedi korkudan büzülmüş duruyordu.

Defne yanlarına yaklaştı.

— Size bugün farklı bir oyun göstereceğim.

Bora gülerek sordu:

— Nasıl bir oyun?

Defne çantasından üç kâğıt maske çıkardı. Birinde kedi yüzü, birinde kuş yüzü, birinde de köpek yüzü vardı.

— Bugün siz hayvan olacaksınız. Ben de insan olacağım.

Çocuklar bunun komik bir oyun olduğunu sandı. Maskeleri taktılar. Defne yere boş bir teneke koydu ve hafifçe yuvarladı. Teneke taşlara çarpınca keskin bir ses çıktı.

Kedi maskesi takan Bora birden irkildi.

— Of, bu ses çok rahatsız ediciymiş.

Defne sakin bir şekilde sordu:

— Korktun mu?

— Biraz. Ama sadece ses çıktı.

Defne yerden küçük bir taş aldı. Taşı kimseye atmadı, sadece avucunda gösterdi.

— Peki biri bunu sana doğru fırlatsa ne hissederdin?

Bora’nın yüzündeki gülümseme kayboldu.

— Atma sakın.

Defne taşı yere bıraktı.

— Ben atmam. Çünkü korkmanın nasıl bir şey olduğunu biliyorum. Ama dün dut ağacının yanındaki kirpiye taş atanlardan biri sendin.

Bora cevap veremedi. Gözleri yere indi. O ana kadar yaptığı şeyi oyun sanmıştı. Ama şimdi kirpinin ne hissettiğini ilk kez düşünüyordu.

Sonra Mert kuş maskesini taktı. Defne ona küçük bir kâğıt verdi. Kâğıtta şu yazıyordu:

— Ben küçük bir kuşum. Kanatlarım var ama korkarsam uçamam. Gökyüzü benim evim, taşlar sizin oyuncağınız değil.

Mert yazıyı sessizce okudu. Sonra başını kaldırdı.

— Biz sadece eğleniyorduk.

Defne başını iki yana salladı.

— Bir canlı korkuyorsa, o artık eğlence değildir. Eğlenmek için kimsenin canını yakmaya gerek yok.

Bu söz Mert’in içine işledi. Çünkü daha önce kuşları kovalamış, onların telaşla uçuşmasına gülmüştü. Oysa şimdi o kanat çırpışların oyun değil, korku olduğunu anlıyordu.

Sıra Cem’e geldi. Cem köpek maskesini taktı. Defne onu fırının önüne götürdü. Orada yaşlı sokak köpeği Tarçın yatıyordu. Tarçın’ın bir kulağı hafifçe düşüktü, gözleri yorgundu ama bakışları sıcacıktı.

Defne Cem’e boş bir kap uzattı.

— Bugün Tarçın’ın suyunu sen koyacaksın. Sonra da yanında oturup onu izleyeceksin.

Cem şaşırdı.

— Bu nasıl ders?

— Bazen en büyük ders, sessizce bakınca anlaşılır.

Cem su kabını doldurdu. Tarçın yavaşça kalkıp su içti. Sonra Cem’in yanına geldi, burnunu usulca eline değdirdi. Cem donup kaldı.

— Ben onu daha önce kovalamıştım. Yine de bana yaklaşıyor.

Defne yumuşak bir sesle konuştu:

— Hayvanların kalbi temizdir. Korktukları insana bile yeniden güvenmek isterler. Ama bu güveni kırmamak gerekir.

Cem’in gözleri doldu. Tarçın’ın başını okşamak istedi ama önce Defne’ye baktı.

— Sevebilir miyim?

— Yavaşça. Önce elini koklamasına izin ver. Sevgi bile izinle güzel olur.

Cem elini uzattı. Tarçın kokladı, sonra başını Cem’in dizine yasladı. O an Cem, bir köpeğin sessizliğinde bile ne kadar çok şey anlattığını anladı.

Akşamüstü Defne üç çocuğu tekrar eski dut ağacının yanına götürdü. Küçük kirpi çalıların arasından çıktı. Hâlâ temkinliydi ama artık daha iyiydi.

Bora yavaşça yere çömeldi.

— Senden özür dilerim küçük kirpi. Seni korkuttuğumu düşünmemiştim. Bir daha hiçbir hayvana taş atmayacağım.

Mert de yanına oturdu.

— Ben de kuşları kovalamayacağım. Onların uçması güzel, korkması değil.

Cem başını eğdi.

— Tarçın’ı bir daha kovalamayacağım. Ona su koyacağım. İhtiyacı olan hayvanlara da yardım edeceğim.

Kirpi konuşmadı. Sadece küçük burnunu oynattı. Defne bunun ne demek olduğunu biliyordu. Kirpi onları duymuştu.

O günden sonra Misket Vadisi’nde yeni bir şey başladı. Defne, Bora, Mert ve Cem birlikte küçük bir kulüp kurdu. Kulübün adını Patili ve Kanatlı Dostlar Kulübü koydular.

Kulübün üç kuralı vardı:

— Hiçbir canlı eğlence için korkutulmaz.

— Yardım etmeden önce doğru bilgi öğrenilir.

— Gerçek güç, zarar vermek değil, korumaktır.

Çocuklar boş arsayı temizledi. Kediler için güvenli bir köşe hazırladı. Kuşlar için ağaçlara zarar vermeyen yemlikler astı. Tarçın’ın su kabını her gün yeniledi. Bahçe çitlerinin altına kirpilerin geçebilmesi için küçük boşluklar bıraktı.

Kısa sürede kasabadaki herkes değişimi fark etti. Eskiden hayvanları korkutan çocuklar, artık onları koruyan çocuklara dönüşmüştü.

Bir gün Bora, küçük bir çocuğun karıncaların üstüne basmaya çalıştığını gördü. Hemen yanına gitti ama bağırmadı. Yere çömeldi ve karıncaların önüne küçük bir yaprak koydu.

— Dur. Onlar da evlerine yiyecek taşıyor. Senin çantan neyse, onların taşıdığı kırıntı da o.

Küçük çocuk şaşkınlıkla sordu:

— Karıncalar da korkar mı?

Bora ciddi bir sesle cevap verdi:

— Canı olan her şey korkar. Küçük olmaları, değersiz oldukları anlamına gelmez.

Defne bunu uzaktan izledi ve gülümsedi. Çünkü Bora artık sadece ders almamıştı; öğrendiğini başkasına da anlatmaya başlamıştı.

O akşam Misket Vadisi’nde rüzgâr dut yapraklarını hafifçe salladı. Sarı kedi taş duvarın üstünde huzurla uyudu. Tarçın fırının önünde kuyruğunu usulca oynattı. Serçeler gökyüzünde korkmadan uçtu. Küçük kirpi ise çalıların arasından çıkıp güvenle yoluna devam etti.

Defne gökyüzüne baktı ve içinden geçen sözü fısıldadı:

— Bir çocuk değişirse, bir sokak iyileşir. Bir sokak iyileşirse, bütün dünya güzelleşir.

O günden sonra Misket Vadisi’nde kimse hayvanlara zarar vermedi. Çünkü herkes şunu öğrendi:

Hayvanlar bizim oyuncağımız değil, bu dünyanın sessiz ortaklarıdır. Onları koruyan çocukların kalbi büyür; kalbi büyüyen çocuklar ise dünyayı güzelleştirir.

Bu masalda söylenmek istenen ana fikir, çocuklara hayvanlara zarar vermenin yanlış olduğunu anlatır. Her canlının korkabileceğini, acı çekebileceğini ve sevgiyle yaşamayı hak ettiğini gösterir. Gerçek güç, bir canlıyı incitmekte değil; onu koruyacak kadar merhametli olabilmektedir.