Hansel ve Gretel Masalı

Hansel ile Gretel Hikayesi Ormanda Şekerden Yapılmış Ev Resmi

Ormanın kıyısındaki küçük evden her sabah balta sesleri yükselirmiş. Hansel ile Gretel'in babası gün doğmadan odun kesmeye çıkar, akşam olunca yorgun argın eve dönermiş. Fakat o yıl büyük bir kıtlık başlamış. Köyde ekmek bulmak zorlaşmış, oduncunun kazancı ailesini doyurmaya yetmez olmuş. Mutfaktaki un küpünün dibi çoktan görünmüş.

Annelerini yıllar önce kaybeden iki kardeş, babaları ve üvey anneleriyle yaşıyormuş. Hansel, küçük kardeşi Gretel'in sofrada herkes sessizleştiğinde üzüldüğünü bilirmiş. Babaları çocuklarını severmiş ama eve yiyecek getiremediği günlerde çaresiz kalırmış. Üvey anneleriyse yoksulluktan şikâyet ediyor, çocukları evde istemiyormuş.

Bir gece Hansel, yan odadan gelen seslerle uyanmış. Babasıyla üvey annesi mutfakta konuşuyormuş. Oduncu, o gün sattığı odunların parasıyla ancak küçücük bir somun alabildiğini söylüyormuş.

— Ne yapacağımı bilmiyorum, demiş babası. — Ekmek de bitmek üzere. Yarın çocuklara ne vereceğiz?

Üvey anneleri bir süredir aklında tuttuğu düşünceyi söylemiş.

— Yarın çocukları ormanın derinliklerine götürelim. Onlara ateş yakıp biraz ekmek bırakırız. Sonra da geri döneriz.

Oduncu duyduklarına öfkelenmiş.

— Olmaz! diye karşı çıkmış oduncu. — Onlar benim çocuklarım. Ormanda yalnız kalırlarsa başlarına ne gelir, düşündün mü?

— Burada kalırlarsa hepimiz aç kalacağız, demiş kadın. — Evde dört kişiyi doyuracak kadar yiyecek yok.

— Son ekmeğimizi paylaşırız. Ben yine iş ararım, demiş oduncu.

Kadın gece boyunca ısrar etmiş. Yiyeceğin tükenmesini, günlerdir süren kıtlığı tekrar tekrar hatırlatmış. Oduncu, çocuklarını bırakma düşüncesiyle kahrolsa da sonunda karısının istediğine razı olmuş. Kendisini affedemeyeceği bir karar verdiğini biliyormuş.

Hansel duyduklarına inanamamış. Gretel de uyanıkmış; yorganını çenesine kadar çekmiş, gözleri dolu dolu ağabeyine bakıyormuş.

— Hansel, gerçekten bizi götürecekler mi? diye fısıldamış.

Hansel korkmasına rağmen sesini sakin tutmaya çalışmış.

— Birbirimizi bırakmayacağız. Önce eve döneceğimiz yolu bulmamız gerek.

Ev sessizleşince yatağından kalkmış. Ay ışığı kapının önündeki beyaz çakıl taşlarını aydınlatıyormuş. Hansel dışarı çıkıp taşlardan avuç avuç toplamış, ceplerine doldurmuş. Sonra sessizce geri dönmüş.

— Ceplerin neden böyle şiş? diye sormuş Gretel.

— Sabah sana göstereceğim, demiş Hansel. Ardından yatağına uzanmış.

Sabah olunca üvey anneleri ikisine de küçük birer dilim ekmek vermiş. Babaları baltasını almış; hep birlikte ormana yürümeye başlamışlar. Hansel ara sıra geride kalıyor, cebinden çıkardığı beyaz çakılları yol kenarına bırakıyormuş.

— Hansel, neden durup durup arkana bakıyorsun? diye sormuş babası.

— Evimizin çatısındaki kediyi düşündüm baba. Sanki bizi izliyordu, diye cevap vermiş Hansel.

Oysa Hansel geriye kediyi görmek için değil, çakıl taşlarını bırakmak için dönüyormuş.

Öğleye doğru ağaçlar sıklaşmış. Babaları kuru dallarla küçük bir ateş yakmış. Üvey anneleri çocuklara orada beklemelerini, kendilerinin biraz ileride odun toplayacağını söylemiş. İkisi uzaklaşınca Hansel ile Gretel ateşin yanına oturmuş.

Babaları uzaklaşırken birkaç kez arkasına dönmüş. Çocukların ateş başındaki görüntüsü gözünün önünden gitmemiş.

Bir süre sonra uzaktan tak tak diye bir ses gelmiş.

— Duydun mu? Babam baltasıyla odun kesiyor galiba, demiş Gretel.

Hansel de öyle sanmış. Fakat ses, rüzgârda sallanan kuru bir dalın ağaca vurmasından geliyormuş. Akşam olmuş, ateş küçülmüş, ses de kesilmiş. Babalarıyla üvey anneleri dönmemiş.

— Şimdi ne yapacağız? diye sormuş Gretel.

— Ayın çıkmasını bekleyeceğiz. Sana göstereceğim bir şey var.

Ay yükseldiğinde Hansel kardeşini elinden tutup yürümeye başlamış. Toprağın üzerinde, bir adım ileride, sonra birkaç adım ötede küçük beyaz taşlar parlıyormuş. Gretel sevinçle eğilip birine dokunmuş.

— Bunları sen mi bıraktın?

— Evet. Şimdi yalnızca sıradaki taşı bulmamız gerekiyor.

İki kardeş bütün gece taşları izlemiş. Sabahın ilk ışıklarıyla kulübelerine ulaşmışlar. Kapıyı açan babaları onları karşısında görünce koşup sarılmış. Çocuklarını ormanda bıraktığı andan beri vicdan azabı çekiyormuş. Onları sağ salim karşısında görünce gözleri dolmuş.

Üvey anneleri ise şaşkınlığını gizleyememiş. Hansel ile Gretel eve döndüklerine sevinmişler; o gece ilk kez korkmadan uyumuşlar.

Kıtlık sürüyormuş. Birkaç gün sonra evde yarım somun ekmek kalınca üvey anneleri aynı isteği yeniden dile getirmiş.

— Bu kez çocukları ormanın daha derinine götürmeliyiz, demiş. — Yoksa hepimiz açlıktan öleceğiz.

— Bir kez bıraktık, yine eve döndüler. Bunu onlara tekrar yapamam, demiş oduncu. — Son ekmeğimizi paylaşalım.

Ama kadın vazgeçmemiş. Gün boyunca aynı sözleri söylemiş; oduncu da ilk seferindeki gibi uzun süre karşı koyduktan sonra yine boyun eğmiş. Bu kararı verirken çocuklarının yüzüne bakamamış.

Hansel ile Gretel konuşmaları duymuş. Hansel hemen çakıl toplamaya gitmek istemiş. Kapıyı çekmiş; açılmamış. Üvey anneleri kapıyı kilitlemiş.

— Bu kez taşlarımız yok, demiş Gretel.

Hansel bir süre düşünmüş. Ertesi sabah yola çıkarken kendilerine yine ekmek verilebileceği aklına gelmiş.

— Sabah bize ekmek verirlerse bir kısmını ufalayıp yola bırakırım. Böylece geçtiğimiz yerleri bulabiliriz, demiş.

Ertesi sabah yeniden yola koyulmuşlar. Üvey anneleri ikisine de öncekinden küçük birer parça ekmek vermiş. Hansel kendi ekmeğini cebinde ufalamış. Yürüdükçe parmaklarının arasından birer kırıntı düşürmüş. Gretel bunu fark etmiş ama tek kelime söylememiş.

Ormanın hiç görmedikleri bir bölümüne geldiklerinde babaları yine ateş yakmış. Çocuklara beklemelerini söyleyip üvey anneleriyle uzaklaşmış. Öğle vakti Gretel ekmeğini ikiye bölmüş.

— Sen ekmeğini yola bıraktın. Benimkini paylaşalım, demiş Gretel ve ekmeğin yarısını Hansel'e uzatmış.

Akşam olana kadar beklemişler. Sonra hava kararmış. Babaları yine gelmemiş. Ay ortaya çıktığında Hansel ekmek kırıntılarını aramaya başlamış. Biraz yürümüşler, sonra biraz daha. Fakat yerde tek bir kırıntı bile yokmuş.

Hansel diz çöküp toprağa bakmış. Küçük kuş izleri görmüş.

— Kuşlar yemiş, demiş usulca.

— Hepsini mi?

— Galiba hepsini.

Hangi yöne gideceklerini bilemeseler de el ele yürümeye başlamışlar. Gece boyunca ağaçların arasındaki patikaları denemişler ama hiçbir yol onları evlerine götürmemiş.

Ertesi gün buldukları birkaç orman meyvesiyle karınlarını bastırmışlar. Yorulunca büyük bir ağacın altında dinlenmişler. Gretel, Hansel'in elini bırakmadan uyuyakalmış. Üçüncü gün sabah olduğunda güneş yaprakların arasından süzülüyormuş ama kardeşler hâlâ nereye gideceklerini bilmiyormuş.

Tam o sırada incecik bir kuş sesi duyulmuş. Yakındaki dalda kar gibi beyaz bir kuş ötüyormuş. Çocuklar durup dinlemiş. Kuş, şarkısını bitirince biraz ileri uçmuş ve başka bir dala konmuş.

— Bizi çağırıyor gibi, demiş Gretel.

— Belki de yalnızca şarkı söylüyordur, demiş Hansel. — Ama gittiği yerde bir açıklık var. Bakalım.

Kuş bir daldan ötekine uçarak onları ağaçların arasındaki küçük bir düzlüğe götürmüş. Sonra bir evin çatısına konmuş.

Bu, gördükleri hiçbir eve benzemiyormuş. Duvarları ekmekten, çatısı kekten, pencereleri şekerden yapılmış. Kapısının çevresinde rengârenk şekerlemeler diziliymiş. Gretel pencereye yaklaşınca bunun gerçek cam değil, incecik şeker olduğunu fark etmiş.

— Hansel... Bu ev yeniyor! demiş, gözlerine inanamayarak.

Hansel alçak çatıdan küçücük bir parça koparmış. Tadına bakınca yüzü aydınlanmış.

— Kek bu! Gerçekten kek!

Gretel de pencerenin kenarındaki şekerden küçük bir parça almış. İki kardeş öyle acıkmış ki bir an için nerede olduklarını bile unutmuşlar. Tam bir lokma daha alacaklarken evin içinden ince bir ses yükselmiş.

— Çıtır çıtır sesler geliyor! Kim benim evimden yiyor?

İki kardeş yerlerinde sıçramış. Hansel ne söyleyeceğini şaşırmış.

— Biz... Biz sadece minicik bir parça aldık, diye mırıldanmış Gretel.

Kapı ağır ağır açılmış. Karşılarında bastonuna yaslanan yaşlı bir kadın duruyormuş. Kadın onlara baştan aşağı bakmış, sonra gülümsemiş.

— Demek karnınız çok aç. Gelin bakalım, içeride yiyecek daha çok.

Çocuklar önce birbirlerine bakmış. Kadının sesi yumuşakmış; içeriden sıcak sütle yeni pişmiş ekmek kokusu geliyormuş. Günlerdir doğru dürüst yemek yemeyen Hansel ile Gretel içeri girmişler.

Masada süt, meyve, ekmek ve küçük çörekler varmış. Kadın onları doyurmuş, sonra bembeyaz örtülü iki yatağı göstermiş. Kardeşler başlarını yastığa koyar koymaz uyumuşlar.

Çocuklar uyuyunca kadının yüzündeki gülümseme kaybolmuş. Meğer o bir cadıymış. Şekerden yaptığı evi, ormanda yolunu kaybeden çocukları kandırmak için kullanıyormuş. Gözleri iyi görmüyormuş ama en küçük kokuyu bile uzaktan alabiliyormuş.

Sabah erkenden Hansel'i yakalayıp evin arkasındaki demir parmaklıklı küçük ahıra kilitlemiş. Hansel kapıya koşmuş.

— Gretel! Kapı kilitli!

Sesini duyan Gretel koşmuş ama cadı önüne geçmiş.

— Sen mutfağa geleceksin, demiş sertçe. — Ağabeyine güzel yemekler pişireceksin. İyice semirsin. Sonra onu yiyeceğim!

Gretel dehşete kapılmış. Ağlamak istemiş ama cadının onu izlediğini görünce gözlerini silmiş. Gün boyunca su taşımış, ocağı yakmış, yemek hazırlamış. Cadı Hansel'e bol bol yemek götürürken Gretel'e ancak birkaç lokma bırakıyormuş.

Akşam cadı uyuduğunda Gretel, kardeşinin kapısına yaklaşmış.

— Seni buradan çıkaracağım, diye fısıldamış.

— İkimiz de buradan çıkacağız, demiş Hansel. — Ama önce biraz zaman kazanmalıyız.

Ertesi sabah cadı Hansel'in yanına gelmiş. Görmesi zayıf olduğu için çocuğun ne kadar kilo aldığını eline dokunarak anlamaya çalışıyormuş.

— Parmağını uzat bakalım! demiş.

Hansel, bölmenin bir köşesinde bulduğu incecik kemiği parmaklıkların arasından uzatmış. Cadı kemiği yoklamış, homurdanmış.

— Hâlâ çok zayıfsın! Gretel, ona daha fazla yemek hazırla!

Hansel cadı uzaklaşınca kemiği saklamış. Ertesi gün yine onu uzatmış. Sonraki gün de... Cadı her sabah aynı ince kemiğe dokunuyor, Hansel'in neden hiç semirmediğini anlayamıyormuş.

Dört hafta böyle geçmiş. Gretel bir yandan cadının bütün işlerini yapıyor, bir yandan kapının sürgüsünü nasıl açabileceğini düşünüyormuş. Hansel de küçük kemiği saklamaya devam ediyormuş. Ancak bir sabah cadının sabrı tükenmiş.

— Yeter artık! Bugün fırını hazırlayacağım, diye bağırmış. — Hansel zayıfmış, umurumda değil!

Gretel ocağın başında durmuş. Cadı hamur hazırlarken büyük fırının kapağını açmış.

— Eğil de bak, fırın yeterince ısınmış mı? demiş.

Gretel cadının kendisini de fırına iteceğini anlamış. Korkusunu belli etmeden fırının önüne gelmiş, sonra başını iki yana sallamış.

— Nasıl bakacağımı anlayamadım. İçine mi girmem gerekiyor? diye sormuş.

— Ne kadar beceriksizsin! diye söylenmiş cadı. — Çekil kenara, göstereyim!

Cadı fırının ağzına doğru iyice eğilmiş. Gretel o anda bütün gücünü toplayıp cadıyı içeri itmiş, demir kapağı kapatıp sürgülemiş. Cadı kendi kurduğu tuzaktan kurtulamamış. Gretel de vakit kaybetmeden Hansel'e koşmuş.

Gretel ahırın kapısına vardığında elleri heyecandan titriyormuş. Sürgüyü kaldırmış. Hansel dışarı çıkar çıkmaz kardeşine sarılmış.

— Başardın, Gretel!

— Hadi gidelim. Burada bir dakika daha kalmak istemiyorum!

Evden çıkmadan önce yollarına yarayacak bir şey bulmak için etrafa bakmışlar. Köşedeki eski sandıkların içinde inciler, altınlar ve renk renk değerli taşlar varmış. Hansel ceplerine alabildiği kadarını doldurmuş. Gretel de önlüğünün ceplerine birkaç avuç koymuş.

İki kardeş yeniden ormana çıkmış. Ağaçların arasından saatlerce yürümüşler. Sonunda önlerine geniş bir dere çıkmış. Karşı kıyı görünüyormuş ama ortada ne köprü varmış ne de üzerinden atlanabilecek taşlar.

— Bu kadar yolu geldik. Şimdi nasıl geçeceğiz? diye sormuş Hansel.

Gretel suyun üstünde süzülen beyaz bir ördek görmüş. Ördek kıyıya yakın yüzüyormuş.

— Güzel ördek, bizi karşıya götürebilir misin? diye seslenmiş Gretel.

Beyaz ördek sanki söylenenleri anlamış gibi kıyıya yanaşmış. Hansel dikkatle sırtına oturmuş.

— Gel Gretel, sen de bin!

— İkimiz birden ağır geliriz. Önce seni götürsün, sonra benim için döner, demiş Gretel.

Ördek önce Hansel'i karşı kıyıya geçirmiş, ardından geri dönüp Gretel'i almış. İki kardeş yeniden yan yana gelince ördeğe el sallamışlar.

— Teşekkür ederiz!

Biraz daha yürüdükten sonra Gretel durup çevresine bakmış. Yolun kenarındaki eğri çam ağacını tanımış. Hansel de ilerideki büyük kayayı hatırlamış. Artık evlerine yakınlarmış.

— Hansel, şu patikayı biliyorum! demiş Gretel. — Buradan gidince bizim eve çıkıyor!

Hızla yürümüşler. Ağaçlar seyrelince kulübelerinin çatısı görünmüş. Babaları kapının önünde oturuyormuş. Çocukları görünce bir an yerinden kalkamamış; sonra ayağa fırlayıp onlara doğru koşmuş.

— Hansel! Gretel! Siz misiniz?

Üçü birbirine sarılmış. Babaları ağlayarak çocuklarını ormanda bıraktığı için ne kadar pişman olduğunu anlatmış. Üvey annelerinin onlar yokken öldüğünü, kendisinin de günlerdir eve döneceklerini umarak beklediğini söylemiş.

— Sizi korumam gerekirken yalnız bıraktım, demiş babaları. — Beni affetmenizi bekleyemem ama bir daha bunu yapmayacağım.

Gretel ağabeyinin elini tutmuş.

— Biz eve gelmek istedik, demiş. — Hem de her gün.

Babaları onları biraz daha sıkı kucaklamış. Sonra Hansel'in ceplerinden masanın üzerine parıltılı taşlar dökülmeye başlamış. Gretel önlüğünü açınca incilerle altınlar da yanlarına saçılmış.

— Bunları nereden buldunuz? diye sormuş babaları şaşkınlıkla.

— Anlatacağımız çok şey var, demiş Hansel.

— Ama önce yemek yiyelim, diye eklemiş Gretel. — Ben ekmeği üçe böleceğim.

O günden sonra küçük evlerinde yiyecek sıkıntısı kalmamış. Babaları çocuklarından bir daha ayrılmamış. Akşamları birlikte sofraya oturduklarında Gretel bazen beyaz ördeği, Hansel de ay ışığında parlayan çakıl taşlarını hatırlarmış. Sonra birbirlerine bakıp gülümserlermiş.