Elif ve Neşeli Sayılar Masalı

Elif ve Neşeli Sayılar masalı, çocuklara sayıları sevdirmeyi, merakı ve keşfetmeyi anlatan rengârenk bir hikâyedir. Sayılar bu masalda sadece defterde değil, doğanın içinde, oyunda ve her adımda Elif’le birlikte yürür.
Bir varmış bir yokmuş… Küçük, şirin bir kasabada, pencereleri çiçeklerle süslü sarı bir evde Elif adında, gözleri parlayan, soru sormayı çok seven bir kız çocuğu yaşarmış. Elif’in Misket adında gri-beyaz, tüylü, kıvrak mı kıvrak bir kedisi varmış. Misket, her şeye patisiyle dokunup oyun yapan yaramaz mı yaramaz bir kediymiş.
Güneşli bir sabah, Elif uyanmış, perdeleri aralamış. Pencereden içeriye mis gibi bahar havası dolmuş. Kuşlar cıvıl cıvıl ötüyor, çiçeklerin kokusu odaya kadar geliyormuş.
– Misket, hadi uyan! demiş Elif, kedisinin yumuşak sırtını okşayarak. – Bugün sayılarla oyun oynayacağız. Sen de benimle gel!
Misket uykulu gözlerini açmış, “miyav” deyip gerinmiş, sonra da Elif'in peşine takılmış. Elif ayakkabılarını giyip bahçeye çıkmış. İçinden, “Bugün Neşeli Sayılar’ı bulacağım” diye geçirmiş.
Bahçenin kapısından çıkar çıkmaz gökyüzüne bakmış. Masmavi gökyüzünde, sanki gülümseyen altın bir top gibi duran kocaman bir tane güneş varmış.
– Bir! demiş Elif, parmağını güneşe uzatıp. – Sadece bir tane güneşimiz var ve o tüm dünyayı ısıtıyor. Bir güneş, bir gökyüzü, bir sabah!
O anda rüzgâr hafifçe esmiş. Elif, sanki güneşten incecik bir ses duymuş:
– Ben Birim, başlamak benden sorulur. Her şey benimle başlar!
Elif şaşkınlıkla etrafına bakmış ama kimseyi görememiş.
– Misket, duydun mu? demiş fısıltıyla. – Sanırım Neşeli Sayılar benimle konuşmak istiyor.
Misket kuyruğunu havaya kaldırıp “miyav!” demiş. Sanki o da bu oyuna hazırmış.
Elif taş yoldan ilerleyip bahçenin renkli çiçeklerle dolu köşesine gelmiş. Pembe, mor, sarı, turuncu yüzlerce çiçek açıyormuş. Bir çiçeğin üzerinde parıldayan kanatlı bir kelebek, yan taraftaki yaprağın üstünde ise başka renkli bir kelebek dans ediyormuş.
– Bir, iki! demiş Elif, kelebekleri sayarak. – İki kelebek çiçeklerin üzerinde “pır pır” uçuyor.
Kelebeklerden biri ince bir sesle gülmüş gibi olmuş:
– Ben İkiyim, paylaşmak benden sorulur. İki arkadaş olunca oyun daha eğlenceli olur!
Diğer kelebek de eklemiş:
– Yan yana olunca daha neşeliyiz, tıpkı seninle Misket gibi!
Elif’in yüzünde kocaman bir gülümseme belirmiş. “Neşeli Sayılar gerçekten benimle konuşuyor” diye düşünmüş.
Biraz ileride, bahçenin köşesinde küçük bir kuş evi varmış. O evin önünde dalların üzerinde cıvıldaşan üç minik serçe duruyormuş. Biri tüylerini kabartıyor, biri Elif'e bakıyor, diğeri ise Misket’ten ürküp biraz geriye çekiliyormuş.
Elif sessizce yaklaşmış, onları korkutmamak için yumuşak bir sesle saymış:
– Bir, iki, üç! Üç sevimli serçe sabah şarkısı söylüyor.
Dallardan ince, neşeli bir ses duyulmuş:
– Ben Üçüm, ritim benden sorulur. Bir, iki, üç adım at; dans etmeyi unutma!
Serçeler sanki söylediklerini onaylarcasına “cik cik cik!” diye peş peşe ötüp dallarda zıplamışlar. Misket, serçelere bakarken Elif’in “sakın dokunma” bakışını görünce uslu durmaya karar vermiş.
Elif, bahçeden çıkıp hemen yanındaki küçük parka uğramak istemiş. Annesi pencereden ona el sallayıp, “Uzaklaşma, parkın içinde kal” diye seslenmiş. Elif de gülümseyerek başını sallamış.
Parkta yan yana dizilmiş dört renkli salıncak varmış: kırmızı, mavi, sarı ve yeşil. Salıncaklardan üçünde çocuklar sallanıyor, biri boş duruyormuş. Elif boş olan salıncağa oturmuş, ayaklarını yere değdirip hafifçe sallanmaya başlamış.
– Bir, iki, üç, dört! demiş. – Dört salıncak, dört renk, dört gülücük!
Salıncağın zincirlerinden biri hafifçe titremiş, yumuşak bir ses duyulmuş:
– Ben Dört, dengeli ve düzenliyim. Masanın ayağı dört, sandalyenin ayağı dört, bu salıncaklar da dört!
Elif gülümsemiş. “Demek ki Dört de burada” diye içinden geçirmiş. Misket ise salıncağın altında gölgesini yakalamaya çalışıyormuş.
Bir süre sallandıktan sonra Elif, parkın köşesindeki küçük kum havuzuna yürümüş. Orada yerde dağınık duran oyuncakları toplamaya karar vermiş. Kürekleri ve kovaları bir araya getirirken eline gelen küçük taşları sıraya dizmiş.
– Bir kırmızı kova, iki sarı kürek, üç mavi kalıp, dört yeşil kalıp… Ve tam beş küçük taş! demiş.
Beş taşı yan yana dizince taşların arasından ince bir ışık süzülmüş gibi olmuş. Elif yine tanıdık bir ses duymuş:
– Ben Beşim, eldeki parmaklar kadarım. Beş parmakla tutarsın, beş duyunla anlarsın, beş taşla oyuna başlarsın!
Elif eline bakmış, parmaklarını açıp tek tek saymış:
– Bir, iki, üç, dört, beş! Beş parmağım var, beş taş buldum. Demek ki Beş de benimle.
Misket taşların arasına patisini uzatınca taşlar hafifçe yuvarlanmış. Elif gülerek:
– Sen de sayıları merak ediyorsun galiba, Misket. demiş.
Gün yavaş yavaş akşamüstüne dönmüş. Gökyüzü pembe ve turuncu tonlara bürünürken, Elif ve Misket yorgun ama çok mutlu bir şekilde eve doğru yürümüşler. Bahçe kapısına geldiklerinde Elif durup başını gökyüzüne kaldırmış.
– Bugün Bir güneşle başladım, iki kelebeği izledim, üç serçeyi dinledim, dört salıncağı saydım, beş taşla oyun kurdum… demiş. – Meğer sayılar sadece kitapta değil, etrafımızdaki her yerdeymiş.
O anda sanki hepsi birden konuşmuş gibi olmuş. Güneş, kelebekler, serçeler, salıncaklar ve taşlar… Rüzgârın içinden gelen yumuşak bir koro sesi duymuş:
– Biz Neşeli Sayılarız. Sen baktıkça biz çoğalırız, sen saydıkça biz seviniriz. Yanlış yapsan da üzülme, sorup öğrendiğin sürece hep yanındayız!
Elif’in kalbi sımsıcak olmuş.
– Söz veriyorum, demiş. – Artık bir şeyi merak ettiğimde saymayı da, sormayı da hiç bırakmayacağım. Siz benim en neşeli arkadaşlarımsınız.
Misket, Elif’in bacaklarına sürtünüp “miyav” demiş. Sanki, “Ben de bu oyunun içindeyim,” diyormuş.
Akşam olunca Elif annesiyle birlikte sofraya oturmuş. Masada üç tabak, üç bardak ve ortada dört dilim börek varmış. Elif, göz ucuyla hepsini saymış ve sessizce gülümsemiş; Neşeli Sayılar onu sofrada bile yalnız bırakmıyormuş.
Yemeğini yedikten sonra odasına geçmiş, pijamalarını giyip yatağına uzanmış. Misket de yatağın ucuna kıvrılmış.
Elif gözlerini kapatırken yavaşça fısıldamış:
– Bir güneş, iki kelebek, üç serçe, dört salıncak, beş taş… Elif ve Neşeli Sayılar masalı bugün böyleydi, yarın yeni sayılarla devam eder.
Rüyasında, el ele tutuşmuş rengârenk sayılar görmüş. Bir, İki, Üç, Dört ve Beş, gökyüzünde yıldızlar gibi parlıyormuş. Misket de rüyasında sayıların arkasından zıplaya zıplaya koşuyormuş.
Derken gökten üç parlak yıldız düşmüş; biri merak etmeyi seven Elif’in kalbine, biri oyun oynamayı seven kedi Misket’in patisine, biri de bu Elif ve Neşeli Sayılar masalını dinleyip sayıları öğrenmeye heveslenen tüm akıllı çocukların gülümseyen yüzüne…
Masal burada bitmiş, ama sayıları sevenlerin renkli maceraları hiç bitmemiş.
