Dostluk Taşı Masalı

Dostluk Taşı Masalı Oku

Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, denize yakın, küçücük bir kasabada Ada ile Mert adında iki arkadaş yaşarmış. Bu kasabanın sokaklarında rengârenk rüzgârgülleri döner, sabahları fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusu yayılırmış.

Ada ile Mert neredeyse her gün birlikte oyun oynarmış. Bazen deniz kıyısında taş toplar, bazen sokak aralarında saklambaç oynarlarmış. İkisinin de çok sevdiği bir yer varmış: Melahat Teyze'nin fırınındaki mavi pencerenin önü.

Bu pencerenin kenarında küçük, gri bir taş dururmuş. Üzerinde yan yana uzanan iki beyaz çizgi varmış. Taşın ne sihirli bir gücü varmış ne de özel bir parıltısı. Ama iki arkadaş için dünyadaki bütün değerli taşlardan daha önemliymiş.

Çünkü onu bir yaz sabahı deniz kıyısında birlikte bulmuşlar.

Ada taşı görür görmez eğilmiş. Mert de aynı anda uzanınca neredeyse kafaları çarpışmış.

— Önce ben gördüm! demiş Mert.

— Ama önce ben aldım! diye karşılık vermiş Ada.

İkisi de taşı isteyince ne yapacaklarını bilememişler. Sonunda Ada, taşın üzerindeki çizgileri göstermiş.

— Bak, burada iki çizgi var. Tıpkı bizim gibi yan yanalar.

Mert taşı dikkatle incelemiş.

— O zaman ikimizin olsun!

Böylece taşı ortak bir yerde saklamaya karar vermişler. Ne zaman oyun oynamak isteseler taşı Melahat Teyze'nin mavi penceresine bırakacaklarmış. Diğeri taşı görünce arkadaşının kendisini beklediğini anlayacakmış.

Bir süre sonra küçük gri taşın adı Dostluk Taşı olmuş.

Günlerden bir gün Ada, mavi pencerenin önüne geldiğinde taşın yanında küçük bir kâğıt bulmuş.

Kâğıtta kocaman harflerle şöyle yazıyormuş:

“BU AKŞAM BÜYÜK BİR SÜRPRİZ VAR!”

Ada merakla meydana koşmuş.

Mert, Melahat Teyze'nin fırınının arka bahçesinde iki taburenin üzerine beyaz bir çarşaf germeye çalışıyormuş. Fakat çarşaf bir türlü yerinde durmuyormuş.

— Mert! Ne yapıyorsun böyle? diye sormuş Ada.

— Bu akşam mahalleye gölge oyunu göstereceğiz!

— Peki neden çarşafla güreşiyorsun?

Mert cevap veremeden çarşaf başına düşmüş.

— Çünkü çarşaf henüz benimle aynı fikirde değil! demiş.

Ada kahkahalarla gülmüş. Sonra hemen arkadaşına yardım etmiş.

İkisi birlikte çarşafı germişler. Melahat Teyze de onlara birkaç mandal ve küçük bir fener vermiş.

Hazırlayacakları oyunun adı “Ay'ın Kaybolan Düğmesi”ymiş.

Ada kartondan kocaman bir Ay kesmiş. Mert de etrafına yerleştirmek için yıldızlar hazırlamış. Akşam feneri yakacak, kartonları perdenin arkasında hareket ettireceklermiş.

— Ay'ın düğmesi neden kaybolmuş? diye sormuş Melahat Teyze.

— Çünkü Ay çok dalgınmış! demiş Mert.

— O zaman dikkat etsin de gökyüzünden kendisi düşmesin!

Üçü de gülmüş.

Tam hazırlıklara devam edeceklerken bahçe kapısından ince bir ses duyulmuş.

— Ben de bakabilir miyim?

Kapıda sarı saçlı, elinde resim defteri taşıyan bir kız duruyormuş.

Adı Ekin'miş. Ailesi birkaç gün önce kasabaya taşınmış. Henüz hiç arkadaşı olmadığı için çoğu zaman evinin önünde tek başına resim yapıyormuş.

Ada ona gülümsemiş.

— Tabii! Gel, biz gölge oyunu hazırlıyoruz.

Ekin yaklaşmış. Kartondan yapılmış Ay'ı görünce gözleri parlamış.

— Çok güzel olmuş! İsterseniz Ay'ı bir iple hareket ettirebilirsiniz. Böylece gerçekten gökyüzünde dolaşıyormuş gibi görünür.

Ada bu fikri çok beğenmiş.

Fakat Mert kaşlarını çatmış.

— Biz zaten her şeyi hazırladık. Şimdi değiştiremeyiz.

— Ben sadece yardım etmek istemiştim, demiş Ekin.

Defterini kapatmış ve sessizce bahçeden ayrılmış.

Ada, Mert'e dönmüş.

— Neden öyle söyledin?

— Çünkü yetiştiremeyeceğiz diye korkuyorum. Hem bu bizim oyunumuz.

Ada bir süre susmuş. Sonra arkadaşının yanına oturmuş.

— Bizim oyunumuz olabilir ama başka biri de bizimle oynayabilir. Hatırlasana, ilk tanıştığımızda sen de benim oyunuma katılmıştın.

Mert cevap vermemiş.

O günü hatırlamış. Ada'yı ilk gördüğünde o da çekinmiş ama Ada kendisine hemen yer açmış.

Bir süre daha çalışmışlar. Fakat Mert'in aklı Ekin'in üzgün yüzünde kalmış.

Öğleden sonra Ada, Dostluk Taşı'nı alıp mavi pencereye bırakmış. Yanına da küçük bir not koymuş:

“EKİN, BİZİMLE OYNAR MISIN?”

Biraz sonra Ekin sokaktan geçerken notu görmüş. Okuyunca şaşırmış.

Tam o sırada Ada ile Mert fırından çıkmış.

— Ekin! diye seslenmiş Mert. — Sabah söylediklerim için üzgünüm. İstersen Ay'ı birlikte hareket ettirmeyi deneyebiliriz.

Ekin'in yüzü aydınlanmış.

— Gerçekten mi?

— Gerçekten! demiş Ada. — Ama önce Ay'ın düğmesini bulmamız gerekiyor!

Üçü gülüşerek bahçeye dönmüş.

Ekin defterini açmış. Çizdiği küçük düzenekten yararlanarak karton Ay'ı ince bir ipe bağlamışlar. Mert yıldızları hazırlamış, Ada da konuşmaları çalışmış.

Artık herkesin yapacağı bir iş varmış.

Akşam yaklaştıkça heyecanları artmış.

Melahat Teyze sandalyeleri dizmiş. Mahalledeki çocuklar ve aileleri birer birer gelmeye başlamış.

Fırından yükselen çörek kokusu bütün bahçeye yayılmış.

Mert feneri yakmış.

Beyaz perdede kocaman bir yıldız belirmiş.

— Başlıyoruz! diye fısıldamış Ada.

Önce yıldızlar sahneye çıkmış. Ardından kocaman Ay görünmüş.

Mert incecik bir sesle konuşmuş.

— Sevgili Ay! Neden bu kadar üzgünsün?

Ada, Ay'ın sesiyle cevap vermiş.

— En sevdiğim düğmem kayboldu! Onsuz gökyüzüne nasıl çıkacağım?

Ön sırada oturan küçük bir çocuk heyecanla bağırmış.

— Ben bulurum!

Herkes gülmüş.

Tam o sırada dışarıda rüzgâr kuvvetlenmiş. Bahçedeki ağaçların dalları sallanmış. Beyaz perde dalgalanmaya başlamış.

Ekin ipi tutmaya çalışmış ama karton Ay bir sağa bir sola savrulmuş.

Birden perdenin alt köşesi havalanmış!

— Eyvah! Ay kayboluyor! diye fısıldamış Mert.

— Perdeyi tutun! demiş Ada.

Üç arkadaş telaşlanmış. Ada perdenin kenarını tutmuş, Mert fenerin yerini düzeltmiş. Ekin ise uçuşan çarşafı nasıl sabitleyeceklerini düşünüyormuş.

Fakat rüzgâr bir türlü durmuyormuş.

— Köşeye ağır bir şey koymalıyız! demiş Ekin.

Ada'nın aklına hemen bir şey gelmiş.

— Dostluk Taşı!

Koşarak mavi pencereye gitmiş. Küçük gri taşı alıp geri dönmüş.

Mert şaşırmış.

— Ama o bizim taşımız!

— Merak etme, kaybetmeyeceğiz. Birlikte kullanacağız!

Melahat Teyze'den küçük bir bez kese istemişler. Taşı keseye koyup perdenin havalanan alt köşesine sağlamca bağlamışlar.

Taşın ağırlığıyla perde yeniden düzgün durmaya başlamış.

— Başardık! diye fısıldamış Ekin.

— Hadi, Ay'ı geri getirelim! demiş Mert.

Ekin ipi yavaşça çekmiş. Karton Ay yeniden gökyüzüne yükselmiş.

Ada hemen konuşmaya başlamış.

— Sevgili yıldızlar! Düğmemi ararken biraz aşağıya inmişim!

Ön sıradaki çocuklar kahkahalarla gülmüş.

Mert yıldızlardan birini Ay'ın yanına getirmiş.

— Bir dahaki sefere düğmeni daha sağlam dikmelisin!

Ekin de küçük, yuvarlak bir kartonu perdenin arkasına uzatmış.

İşte Ay'ın kayıp düğmesi bulunmuş!

— Yaşasın! Düğmem geri geldi! diye bağırmış Ada.

Bahçedeki herkes alkışlamış.

Gösteri bittiğinde üç arkadaş sahnenin önüne çıkmış. Ada ile Mert el ele tutuşmuş. Ekin ise biraz geride kalmış.

Ada hemen dönüp ona seslenmiş.

— Ekin, sen de gelsene!

— Ama ben yeni geldim, demiş Ekin utangaç bir sesle.

Mert elini uzatmış.

— Olsun! Artık bizim arkadaşımızsın. Hem Ay'ı sensiz kurtaramazdık!

Ekin gülümseyerek yanlarına gelmiş.

Üçü birlikte eğilince alkışlar daha da yükselmiş.

Gösteriden sonra Melahat Teyze çocuklara taze çörekler getirmiş.

Ada, Dostluk Taşı'nı bez keseden çıkarıp masaya koymuş.

Taşın üzerindeki iki beyaz çizgi ışıkta belli oluyormuş.

Ekin taşa bakmış.

— Bu taşı gerçekten çok seviyorsunuz, değil mi?

— Evet, demiş Mert. — Çünkü ne zaman birimiz diğerini özlese pencereye bırakıyoruz.

— Peki ben de bırakabilir miyim? diye sormuş Ekin.

Ada ile Mert birbirlerine bakmış.

— Elbette! demiş Ada. — Artık sen de bizim arkadaşımızsın.

Ekin'in yüzüne kocaman bir gülümseme yayılmış.

— O zaman yarın sabah ben bırakacağım!

Mert birden taşı eline almış.

— Ama bir sorun var!

— Ne sorunu? diye sormuş Ada.

— Taşın üzerinde iki çizgi var. Biz artık üç kişiyiz!

Ekin gülmüş.

— Yeni bir çizgi eklememize gerek yok. Hepimiz aynı taşı kullanabiliriz.

— Peki bir gün dört kişi olursak? diye sormuş Mert.

— O zaman dördümüz kullanırız! demiş Ada.

— Beş kişi olursak?

— Mert! diye gülmüş Ekin. — Önce şu üç çöreği bitirelim de gerisini sonra düşünelim!

Üç arkadaş kahkahalarla gülmüş.

Ertesi sabah Melahat Teyze fırının kepengini açtığında Dostluk Taşı'nı yine mavi pencerenin kenarında bulmuş.

Yanında küçük bir kâğıt varmış.

Kâğıtta şöyle yazıyormuş:

“YENİ OYUN İÇİN HAZIR MISINIZ?”

Melahat Teyze tam kâğıdı okurken üç arkadaş meydana koşarak gelmiş.

— Günaydın, Melahat Teyze!

— Günaydın çocuklar! Bugün ne oynayacaksınız bakalım?

Ekin defterini açmış.

— Bu kez Ay'a kocaman bir şapka yapacağız!

— Aman dikkat edin, demiş Melahat Teyze. — Sonra şapkasını da kaybetmesin!

Mert ceplerini yoklamış, sonra gülerek başını sallamış.

— Şapkayı bana vermeyin yeter!

Ada ile Ekin gülmeye başlamış.

Üç arkadaş mavi pencerenin önünde yan yana durmuş. Ada tahta pervaza bir kez vurmuş.

Tak!

Mert ikinci kez vurmuş.

Tak!

Ekin de üçüncü kez vurmuş.

Tak!

Sokağın karşısında oyun oynayan iki çocuk sesleri duyunca yanlarına koşmuş.

— Biz de oynayabilir miyiz?

Ada, Mert ve Ekin birbirlerine bakıp gülümsemiş.

— Tabii! demiş Ada. — Haydi, meydana!

Çocuklar neşeyle koşuşurken Dostluk Taşı mavi pencerenin kenarında kalmış.

O günden sonra Saatli Sokak'ta üç tık sesi duyulduğunda herkes yeni bir oyunun başlayacağını bilirmiş.

Tak! Tak! Tak!

Gökten üç elma düşmüş. Biri anlatana, biri dinleyene, biri de mavi pencerenin önünde buluşan bütün arkadaşlara!