Anne Sevgisi Masalı

Sabah ışığı, perdenin kenarından usulca içeri süzüldü. Minik Ada beşiğinde gözlerini açtı. Tavanda küçücük bir aydınlık vardı. Ada elini uzattı. Parmaklarını açıp kapattı, sonra kendi ellerine bakarak gülümsedi.
Kapı hafifçe aralandı. İçeriden yumuşacık, tanıdık bir ses duyuldu.
— Günaydın, benim güzel bebeğim.
Ada iki ayağını birden kıpırdattı.
— Aguu!
Annesi gülümseyerek beşiğin yanına geldi.
— Aaa! Benim minik kuşum da uyanmış. Gel bakalım, seni biraz seveyim.
Annesi Ada'yı kucağına aldı. Küçük bebek başını annesinin göğsüne yasladı. Sıcacıktı orası. Bir de usul usul gelen bir ses vardı.
Pıt pıt... Pıt pıt...
Ada kıpırdamadan dinledi.
— Duyuyor musun, minik kalbim? Pıt pıt... Anne burada.
Ada başını kaldırıp annesinin yüzüne baktı. Annesi burnunu hafifçe Ada'nın burnuna dokundurdu.
— İşte buradayım!
Ada kıkırdadı. Annesi de güldü. Sonra bir kez daha burun buruna geldiler.
— Bir gülücük bana, bir gülücük sana!
O sırada pencerenin önündeki perde hafifçe hareket etti. İçeri giren rüzgâr, perdenin ucunu sallıyordu.
Hışş... Hışş...
Ada başını çevirip perdeye baktı.
— Bak, perde de bize günaydın diyor.
Annesi perdeyi gösterdi. Ada küçük ellerini havaya kaldırdı. Parmakları bir açıldı, bir kapandı. Sanki o da perdeye el sallıyordu.
— Merhaba, minik rüzgâr. Biz bugün evdeyiz!
Bir süre sonra anne ile Ada, pencerenin yanındaki koltuğa oturdular. Ada annesinin kucağındaydı. Dışarıda serçeler ötüyordu.
Cik cik... Cik cik...
Anne başını hafifçe eğdi.
— Kuşları duydun mu? Cik cik diyorlar.
Ada dudaklarını büzdü.
— Iıı... Agu!
— Sen de şarkı mı söylüyorsun? Ne güzel sesin varmış!
Annesi Ada'nın minicik elini avucunun içine aldı. Başparmağıyla küçük parmaklarını yavaşça okşadı.
— Bu minik el kimin?
Ada annesinin parmağını yakaladı.
— Benim güzel bebeğimin!
Annesi diğer elini uzattı.
— Peki, bu kocaman el kimin?
Ada parmağı biraz daha sıkı tuttu.
— Bu da annenin eli. Bak, birbirimizi bulduk!
Ada'nın yüzünde küçücük bir gülümseme belirdi. Annesi o gülümsemeyi görünce bir süre konuşmadı. Minik elin sıcaklığı avucundaydı. Ada'nın parmakları, annesinin tek bir parmağını ancak kavrıyordu.
Öğleden sonra gökyüzü bulutlandı. Pencereye birkaç yağmur damlası düştü.
Tıp... Tıp... Tıp...
Ada sesin geldiği yere baktı. Annesi onu kucağına alıp pencerenin yanına götürdü.
— Yağmur başladı, bebeğim. Bak, küçük damlalar cama dokunuyor.
Bir damla camdan aşağı süzüldü. Ardından bir başkası geldi.
Anne yavaşça mırıldandı:
— Dışarıda tıp tıp yağmur var. İçeride pıt pıt kalbim var. Kucağımda da benim minik Ada'm var.
Ada annesinin sesini dinledi. Biraz sonra esnedi. Önce bir gözünü, sonra diğerini kırpıştırdı.
— Uykun mu geldi, güzelim?
Anne onu kollarında biraz daha tuttu. Ada yanağını annesine yasladı. Annesi de başını eğip bebeğinin saçlarını kokladı.
— Pıt pıt, anne burada. Sen dinlen, ben yanındayım.
Yağmurun sesi yavaşladı. Ev sakinleşti. Ada annesinin kucağında kısa bir uykuya daldı.
Akşam olduğunda pencerenin ardında gökyüzü koyulaşmıştı. Anne, Ada'nın gece için hazırlıklarını tamamladı. Minik bebeğin gözleri yeniden ağırlaşmaya başladı.
Annesi Ada'yı beşiğine yatırdı. Tam elini çekecekken Ada parmaklarını açıp annesinin eline dokundu.
— Daha gitmedim, bebeğim. Buradayım.
Ada, annesinin parmağını tuttu.
Anne beşiğin yanında oturdu. Sesi artık iyice yumuşamıştı.
— Pıt pıt, minik kalbim. Gözlerini kapa, güzel bebeğim. Ay gökte, yıldızlar yerinde. Annen burada, hemen yanı başında.
Ada bir kez daha esnedi. Minicik eli gevşedi. Annesinin parmağını bıraktı ama yüzündeki o tatlı gülümseme kaybolmadı.
Anne biraz daha yanında kaldı. Ada'nın gözleri kapanırken son kez fısıldadı:
— Bir gülücük sana, bir öpücük bana... İyi geceler, benim güzel Ada'm.
Annesi eğilip bebeğinin alnını öptü. Ada'nın nefesi yavaş ve düzenliydi.
Dışarıda yağmur durmuştu. Perde artık kıpırdamıyordu. Anne, beşiğin yanında bir süre daha oturdu.
Sonra o tanıdık melodiyi, neredeyse duyulmayacak kadar hafif bir sesle mırıldandı.
— Pıt pıt, anne burada...
