Akıllı Arıların Masalı

Akıllı Arılar Masalında Zuzu, İğneli ve Bibi Çiçekli Bahçede

Bir zamanlar, sabah güneşi doğduğunda çiçeklerin renk renk parladığı, tatlı kokuların hafif rüzgârla bütün ovaya yayıldığı yemyeşil bir bahçe varmış. Bu bahçede sarı papatyalar, mor lavantalar, kırmızı gelincikler ve arıların pek sevdiği mis kokulu çiçekler yan yana büyürmüş.

Bahçenin tam ortasında, dalları gökyüzüne uzanan yaşlı bir ıhlamur ağacı bulunurmuş. Ağacın en sağlam dallarından birinde ise çalışkan arıların yaşadığı büyük bir kovan varmış.

Kovanda sabahları herkesten önce kanat sesleri duyulurmuş.

Vızır vızır...

Arılar güneş yükselmeye başlayınca kovandan çıkar, çiçeklerin arasında dolaşır ve nektar toplamaya koyulurmuş.

Bu kalabalık kovanda birbirinden hiç ayrılmayan üç yakın arkadaş yaşarmış: Zuzu, İğneli ve Bibi.

Zuzu, bahçenin en meraklı arılarından biriymiş. Daha önce görmediği bir şeyle karşılaşınca yanından öylece geçemezmiş. Mutlaka yaklaşır, inceler ve ne olduğunu anlamaya çalışırmış.

Bibi'nin gözünden ise neredeyse hiçbir ayrıntı kaçmazmış. Bir yaprağın üzerindeki minicik izi bile fark edebilirmiş.

İğneli'nin iğnesi de kovandaki diğer küçük arılarınkinden biraz daha uzun görünürmüş. Bu yüzden daha küçücükken ona İğneli demeye başlamışlar.

Ama adına bakıp da onu huysuz sanmamak gerekirmiş. İğneli, arkadaşlarını koruyan ve yardıma ihtiyacı olan birini gördüğünde hemen yanına uçan iyi kalpli bir arıymış.

Bir sabah Zuzu kovandan çıkar çıkmaz kanatlarını hızla çırpıp yukarı yükselmiş.

Tam bahçeye doğru uçacakmış ki birden havada durmuş.

Antenlerini hafifçe oynatmış.

Sonra bir kez daha...

— Bir şey farklı.

Arkasından gelen Bibi neredeyse ona çarpacakmış.

— Zuzu! Neden yolun ortasında duruyorsun?

— Bahçeden gelen kokular bugün farklı.

İğneli de yanlarına gelmiş.

— Nasıl yani?

Zuzu antenlerini yeniden hareket ettirmiş.

— Bilmiyorum. Ama her sabah aldığım çiçek kokularından biri çok az geliyor.

Bibi aşağıya bakmış.

Bahçenin doğu tarafındaki çiçeklerin bulunduğu bölüm her zamankinden daha karanlık görünüyormuş.

— Şuraya bakalım.

Üç arkadaş hızla aşağıya süzülmüş.

Çiçeklerin bir bölümü, üzerlerine düşen büyük gölge yüzünden bahçenin geri kalanından farklı görünüyormuş. Bazı çiçekler ışığa doğru uzanırken arılar da bu bölgeye eskisi kadar uğramıyormuş.

Zuzu sarı bir çiçeğin üzerine konmuş.

— Günaydın!

Biraz beklemiş.

Sonra çiçeğe biraz daha yaklaşmış.

— Bugün pek neşeli görünmüyorsun.

Bibi gülmeye başlamış.

— Zuzu, çiçek sana cevap vermeyecek.

Zuzu ciddi bir yüzle ona bakmış.

— Belki çekiniyordur.

İğneli de gülmüş.

— Çiçekle sohbet etmeyi sonra denersin. Önce burada ne değişmiş, onu bulalım.

Zuzu çiçeğin üzerinden havalanmış.

— Tamam. Ama cevap verirse ilk bana söyleyin.

Üç arkadaş çevreyi incelemeye başlamış.

Bibi yapraklara ve dallara bakmış.

İğneli çevrede kırılmış bir şey olup olmadığını kontrol etmiş.

Zuzu ise çiçeklerin arasında dolaşarak kokunun en çok nerede azaldığını anlamaya çalışmış.

Bibi birden durmuş.

Yere bakmış.

Sonra yukarı...

Ardından tekrar yere...

— Buldum!

Zuzu hemen yanına uçmuş.

— Neyi buldun?

Bibi ilerideki büyük böğürtlen çalısını göstermiş.

Gece esen sert rüzgâr, çalının birkaç uzun dalını eğmiş. Dallar sarmaşıklarla birbirine dolanarak çiçeklerin üzerine doğru uzanmış ve geniş bir gölge oluşturmuş.

İğneli dalların çevresinde uçmuş.

— Demek burası bu yüzden diğer yerlerden daha karanlık.

Zuzu büyük dalın yanına gitmiş.

— Kolay! Dalı kenara iteriz.

Başını dala dayamış.

Bütün gücüyle itmiş.

— Iıııh!

Dal kıpırdamamış.

İğneli yanına gelmiş.

— Çekil bakalım. Bir de beraber deneyelim.

İkisi birlikte dala yüklenmiş.

— Bir, iki, üç!

Dal hafifçe sallanmış ama yerinden oynamamış.

Bibi de yanlarına gelmiş.

Üçü birlikte yeniden denemiş.

— Bir, iki, üç!

Yine olmamış.

Zuzu nefes nefese dalın üzerine konmuş.

— Sanırım bu dal bizi sevmiyor.

İğneli:

— Biraz daha güçlü itersek hareket edebilir.

demiş.

Bibi ise dalın çevresinde dolaşmaya başlamış.

— Üç kez denedik. Aynı şeyi tekrar yapmak yerine neden hareket etmediğine bakalım.

Zuzu dala bakmış.

— Çünkü kocaman.

— Belki tek sebep bu değildir.

Bibi dalların arasına girmiş.

Bir süre sonra sesi duyulmuş.

— Buraya gelin!

Zuzu ile İğneli hemen yanına uçmuş.

Büyük dalın çevresine birçok ince sarmaşık dolanmış. Sarmaşıkların bazıları başka dallara tutunmuş, böylece hepsi birbirini sıkıca çekiyormuş.

Bibi:

— Bakın! Büyük dalı bunlar tutuyor.

demiş.

İğneli ince sarmaşıklardan birini dikkatlice çekmiş.

Sarmaşık gevşemiş.

Zuzu'nun gözleri parlamış.

— Önce bunları çözersek büyük dalı hareket ettirebiliriz!

Üç arkadaş işe koyulmuş.

Bir sarmaşık...

İki ince dal...

Üç kuru yaprak...

Bir sarmaşık daha...

Zuzu kuru yapraklardan birini taşımaya çalışırken yaprak birden başına düşmüş.

Yaprağın altından yalnızca ayakları görünüyormuş.

İğneli kahkahayı basmış.

— Bibi, Zuzu'yu gördün mü? Burada sadece yürüyen bir yaprak var!

Yaprağın altından Zuzu'nun sesi gelmiş.

— Çok komik! Biriniz şunu başımdan alsın.

Bibi yaprağı kaldırmış.

Zuzu'nun başının üzerinde küçücük bir dal parçası duruyormuş.

İğneli daha çok gülmüş.

— Şimdi de tacın oldu.

Zuzu dal parçasını başından atmış.

— Ben burada çalışıyorum, siz benimle eğleniyorsunuz.

Birkaç saniye ciddi durmaya çalışmış.

Sonra kendisi de gülmeye başlamış.

Bir süre sonra büyük dalı tutan sarmaşıkların çoğunu çözmüşler.

İğneli yeniden dalın yanına uçmuş.

— Şimdi deneyelim.

Üç arkadaş yan yana geçmiş.

— Bir... iki... üç!

Bütün güçleriyle itmişler.

Büyük dal bu kez biraz hareket etmiş.

Zuzu heyecanla havalanmış.

— Oldu! Gördünüz mü? Oldu!

Fakat sevinmeleri uzun sürmemiş.

Çünkü biraz ileride başka dallar da birbirine dolanmış durumdaymış.

Bibi bahçeye bakmış.

— Bunların hepsini üçümüzün tek başına düzeltmesi çok uzun sürer.

İğneli hiç düşünmeden:

— O zaman yardım isteriz.

demiş.

Zuzu gülümsemiş.

— Kovanı çağıralım!

Üç arkadaş hızla geri dönmüş.

Gördüklerini diğer arılara anlatmışlar.

Çok geçmeden kovanın girişinde onlarca arı toplanmış.

İğneli herkese:

— Hepimiz aynı yere gidersek birbirimize çarparız. Küçük gruplara ayrılalım.

demiş.

Bibi hangi sarmaşıkların ve ince dalların önce ayrılması gerektiğini göstermiş.

Zuzu da arıları bahçenin gölgede kalan bölümüne götürmüş.

Kısa sürede herkes yapabileceği bir iş bulmuş.

Bazı arılar küçük kuru yaprakları taşımış.

Bazıları gevşek sarmaşıkların arasından geçip hangi dalların birbirine dolandığını kontrol etmiş.

Bazıları da güvenli bir mesafeden arkadaşlarına yol göstermiş.

Arılar tek başlarına taşıyamayacakları büyük dalları kaldırmaya çalışmak yerine, dalları birbirine bağlayan küçük engelleri bulup çözmeye odaklanmışlar.

İğneli de arkadaşlarıyla birlikte bir o yana bir bu yana uçuyor, ihtiyaç olan yerde yardım ediyormuş.

Bibi yukarıdan çevreyi kontrol ediyormuş.

Zuzu ise her zamanki gibi bir yerde uzun süre duramıyormuş.

Bir ara kendisinden çok daha büyük kuru bir yaprağı taşımaya kalkmış.

Tam havalanmış ki rüzgâr yaprağın altına dolmuş.

Yaprak yükselmiş.

Zuzu da onunla birlikte yükselmiş.

— Aaaa!

İğneli başını kaldırmış.

— Zuzu! Nereye gidiyorsun?

Zuzu yaprağa tutunmaya çalışıyormuş.

— Ben gitmiyorum! Yaprak gidiyor!

Bibi ile İğneli hemen peşinden uçmuş.

Neyse ki rüzgâr kısa süre sonra hafiflemiş.

Yaprak bir papatyanın üzerine düşmüş, Zuzu da yumuşacık çiçeğin ortasına yuvarlanmış.

Bibi yanına gelmiş.

— İyi misin?

Zuzu doğrulmuş.

Üzerindeki sarı çiçek tozlarını silkelemeye çalışmış.

— İyiyim. Ama bundan sonra benden büyük yapraklarla pazarlık yapacağım.

İğneli şaşırmış.

— Ne pazarlığı?

— Beni uçurmayacağına söz verirse taşırım.

Üçü de gülmeye başlamış.

Öğleye doğru birbirine dolanan son ince dallar da ayrılmış.

Büyük dalların bir kısmı eski yerlerine doğru esnemiş, bazılarıysa artık çiçeklerin üzerini kapatmayacak biçimde yana çekilmiş.

Güneş ışığı yeniden bahçenin o bölümüne yayılmış.

Gölgede kalan çiçekler artık daha aydınlık görünüyormuş.

Arılar da çiçeklerin arasında yeniden dolaşmaya başlamış.

Zuzu antenlerini hareket ettirmiş.

Tanıdığı güzel kokular yeniden çevresindeymiş.

— İşte bu! Sabah eksikliğini fark ettiğim koku buydu.

Bibi bir lavantanın üzerine konmuş.

— Demek antenlerin gerçekten işe yarıyormuş.

Zuzu antenlerini gururla dikmiş.

— Bundan şüphe eden mi vardı?

İğneli hemen cevap vermiş.

— Sabah neyin değiştiğini sen de bilmiyordun.

Zuzu biraz düşünmüş.

— Bilmemek başka, bulmaya çalışmamak başka.

Bibi ile İğneli birbirlerine bakmış.

Bu kez Zuzu'ya söyleyecek bir şey bulamamışlar.

Çünkü haklıymış.

Akşama doğru üç arkadaş kovana dönmüş.

Hepsi yorulmuş ama gün boyunca yaptıklarını düşününce yüzleri gülüyormuş.

Zuzu kovanın girişine konmuş.

— Bugün kocaman bir dalı yenmeyi başardık.

Bibi başını iki yana sallamış.

— Dalı yenmedik. Neden hareket etmediğini bulduk.

İğneli de yanlarına konmuş.

— Sonra üçümüzün yetmediğini anlayıp diğer arılardan yardım istedik.

Zuzu biraz düşünmüş.

— Yani önce fark ettik, sonra baktık, sonra düşündük...

Bibi devam etmiş.

— Sonra birlikte çözdük.

Zuzu gülümsemiş.

— Bence bizim yöntemimizin adı bu olsun.

İğneli merak etmiş.

— Ne olsun?

Zuzu göğsünü kabartmış.

— Zuzu yöntemi!

Bibi hemen itiraz etmiş.

— Neden senin adın?

— Çünkü adı ilk ben buldum.

İğneli kahkahayı basmış.

— O zaman başka bir isim bulmamız gerekecek.

Üç arkadaş gülerek kovana girecekken Bibi aniden durmuş.

— Bekleyin.

Zuzu geri dönmüş.

— Şimdi ne oldu?

Bibi bahçenin en uzak köşesini göstermiş.

Uzun otların arasında küçücük mavi bir ışık parlamış.

Bir an sonra sönmüş.

Sonra birkaç adım ötede yeniden görünmüş.

İğneli dikkatle bakmış.

— Ateş böceği olabilir mi?

Bibi:

— Belki. Ama buradan emin olamayız.

demiş.

Zuzu'nun gözleri parlamış.

— O zaman yarın gidip bakarız.

İğneli gülümsemiş.

— Başımıza yine bir iş çıkacak gibi geliyor.

Zuzu çoktan mavi ışığı izlemeye dalmış.

— İş değil, İğneli. Macera!

O gece Zuzu, İğneli ve Bibi kovanlarında uykuya dalarken bahçenin uzak köşesindeki mavi ışık bir kez daha parlamış.

Üç arkadaş onun ne olduğunu henüz bilmiyormuş.

Ama bunu öğrenmek için sabahı zor bekleyeceklermiş.

Çünkü onların dünyasında cevabı bilinmeyen her soru, keşfedilecek yepyeni bir şey demekmiş.